17 Mayıs 2017 Çarşamba

Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın!

 

Değerli Basın Mensupları,

Bugün burada “17- 31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” münasebetiyle gözaltında zorla kaybettirilen kayıplarımızın akıbetini sormak ve faillerden hesap sormak için bulunuyoruz.  

 

Nazi dönemi Almanya’sında, Arjantin, Guatemala, Şili gibi birçok Latin Amerika Ülkesi ve yakın dönemde Sri Lanka, Irak gibi ülkelerde devletler gözaltında zorla kaybettirilmeyi sistematik bir yok etme yöntemi olarak devreye sokmuşlardır. Türkiye’de de son 35 yılı aşkın yaşanan savaş ve yoğun çatışmadan kaynaklı olarak devlet ve devlet tarafından desteklenen paramiliter güçlerce sayısız ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştirilmiştir. Özellikle gözaltına alınarak zorla kaybettirilmeler, yargısız infazlar, toplu mezarlar bu ağır insan hakları ihlallerinin önemli bir kesitini oluşturmaktadır.

 

Değerli Basın Emekçileri,

Zorla kaybettirilmeler, "BM Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmaları ile İlgili Uluslararası Sözleşme" sinin 5. Maddesine göre yaygın ve sistematik işlenmesinden dolayı insanlığa karşı işlenen bir suç olarak sayılmaktadır ve bu mahiyetteki bir fiil yürürlükteki uluslararası hukukun yaptırımlarına tabidir. Uluslararası mevzuat ve Türkiye Ceza Yargılamasında da insanlığa karşı işlenen suçlara zamanaşımının uygulanmayacağı açık bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, sözleşmeyi imzalayan devletler, kendi egemenliği altında bulunan topraklarda “zorla kaybettirme” fiilinin engellenmesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü altındadır.  Ancak, Türkiye ısrarla yaşanan acılarla yüzleşmekten, söz konusu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınmaktadır.

 

Gözaltında kaybetmeler bu kadar yaygın ve sistematik bir biçimde işlenmesine rağmen, zorla kaybettirmelere ilişkin etkili bir soruşturma yapılmamış, dosyalar raflarda bekletilmek suretiyle sürüncemede bırakılmış, birçoğu da zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle kapatılmıştır. Bazı dosyalarda düzenlenen iddianame ve dosya ayrıntıları, devletin ve devlet adına hareket eden kişi ve oluşumların işledikleri suçlara ilişkin önemli tespit ve bilgiler içermekteydi. Ancak, bu dosyalardaki yargılamaların uzunluğu, sanıkların tutuksuz yargılanması, yargılamaların güvenlik gerekçesiyle bölge dışındaki illerle taşınması gibi uygulamalar;  sözkonusu yargılamaların göstermelik olduğunu, asıl gayenin failleri aklamak olduğunu ortaya koymuştur. Zorla kaybettirmeler nasıl sistematik olarak uygulanmışsa, faillere yönelik olarak da sistematik olarak cezasızlık politikası uygulanmıştır.

 

Bu topraklarda 1915 Ermeni soykırımı ile başlayan zorla kaybettirme uygulamaları, Türkiye’nin yüzleşmesi gereken bir gerçekliktir. Bu ülkede çocuğu faili meçhul cinayete kurban giden ve dağ taş demeden çocuklarının kemiklerini arayıp bir mezar taşı yapmak isteyen anaların hakikatiyle yüzleşmedikçe, bu topraklarda gerçek bir adaletten bahsedilemeyecektir.

 

Dolayısıyla yıllardır biz insan hakları savunucuları olarak  “Kalıcı toplumsal bir barışa dayalı yaşamı inşa etmenin yolunun, ancak geçmişle yüzleşmekten geçebileceğini” ifade etmek istiyoruz. Karanlıkta kalan tüm bu olayların aydınlatılması için devletin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek, kayıpların akıbetlerini ortaya çıkarması ve failleri bulup cezalandırması yıllarca yas tutan annelerimizin yüreğine bir nebze de olsa su serpecektir. 

 

Değerli Basın Emekçileri;

 

İstanbul, Diyarbakır, Batman, İzmir, Cizre, Yüksekova ve pek çok kentte, kayıp yakınları tarafından adalet talebiyle oturma eylemleri düzenlenmektedir. İstanbul’da 634’üncü, Diyarbakır’da 432’nci haftasına ulaşan kayıp yakınları oturma eylemleri kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. Ancak OHAL ve “güvenlik” gerekçesiyle, demokratik gösteri ve etkinliklere Valilikler tarafından getirilen yasaklamalar, kayıp yakınlarının seslerini duyurmalarına mani olmakta, meydanlardan dile getirilen adalet talebi kapalı alanlara hapsedilmektedir.

 

Diyarbakır’da 16 Ağustos 2016 tarihinden itibaren, Valilik tarafından tüm eylem ve etkinliklerin ikinci bir duyuruya kadar yasaklanması nedeniyle, her hafta kesintisiz devam eden oturma eylemleri İHD Diyarbakır Şube binasında sürdürülüyor. Yasağın halen devam ettiğini belirtir, İHD Diyarbakır şubesi ve kayıp yakınlarının yasağın kaldırılması talebiyle yaptığı başvurular ise reddedilmiştir. Diyarbakır kayıp yakınları, yıllarca Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirdikleri adalet eylemini, maalesef tam 37 haftadır kapalı bir mekânda, İHD Diyarbakır Şube binasında gerçekleştirmek zorunda bırakılmıştır.

 

Yaz kış demeden, kavurucu sıcakta veya dondurucu ayazda, ısrarlı adalet arayışından bir adım geri atmayan kayıp yakınları, hiç şüphesiz ki eylemlerini sürdürmeye devam edecektir. Bu vesileyle sivil toplum örgütlerini, insan hakları savunucularını ve vicdan sahibi herkesi, yasaklara rağmen adalet isteğini sürdüren kayıp yakınlarının çabalarına ortak olmaya ve her cumartesi saat 12.00’de İHD Diyarbakır şube binasında gerçekleşen kayıp yakınları oturma eylemine katılarak dayanışma içinde olmaya davet ediyoruz.   

 

Değerli Basın Mensupları,

Biz insan hakları savunucuları olarak buradan bir kez daha sesleniyoruz;

 

*Her şeyden önce zorla kaybettirilenlerin akıbetleri ortaya çıkarılmalı ve zorla kaybedilenlerin bulunması, faili meçhul cinayetler sonucu katledilenlerin faillerinin ortaya çıkarılması için devletin tüm arşivlerini açması gerekmektedir.

 

*Kayıpların aranması ve mezarların açılması Minnesota Otopsi Protokolü ve mezar açmayla ilgili uluslararası standartlara göre yürütülmeli, mezarların iş makineleri ile özensiz ve bir biçimde açılarak kayıplara ait buluntuların tahrip edilmesinin/kaybolmasının önüne geçilmelidir.

 

*Hükümeti, "BM Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmaları ile İlgili Uluslararası Sözleşme"yi imzalamaya ve sözleşme gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.

 

*Yargı mensuplarını, sistematik cezasızlık politikasından vazgeçmeye ve uluslararası belgelere göre insanlık suçu olan tüm kayıp vakaları konusunda etkin bir yargılama yürütmeye, uluslararası sözleşmeler uyarınca bu suçlar için zamanaşımı hükümlerini dikkate almamaya çağırıyoruz.

 

*Bu topraklarda bir daha benzer acıların yaşanmaması, hakikatlerin ortaya çıkarılması ve toplumsal barışın tesisi için “Geçmişle Yüzleşme ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu” kurulmasını talep ediyoruz.  

 

DİYARBAKIR BAROSU

 

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI DİYARBAKIR TEMSİLCİLİĞİ

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ DİYARBAKIR ŞUBESİ

 

DİYARBAKIR TABİP ODASI

 

DİYARBAKIR HAK İNSİYATİFİ

05 Mayıs 2017 Cuma

Değerli Basın Mensupları,

İnsan Hakları Derneği Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2017 Yılı İlk 3 ay İnsan Hakları İhlalleri Raporunu açıklamak üzere bir aradayız.

 

18 maddelik anayasa değişikliğini içeren halk oylaması, gerisinde seçim usulsüzlüklerine dair iddiaları da bırakarak tamamlanmış bulunmaktadır. Referandum sürecinde; kampanyalarda kamu kaynaklarının kullanımı ile ilgili eşitsizlikler ve OHAL uygulamalarının yarattığı olumsuzluklar, referandum sonuçlarına doğrudan etkide bulunmuş, bu durum da seçimlerin hakkaniyet ve güvenirliliğine şüphe düşürmüştür. Referandumda “HAYIR” oyu yönünde kampanya yürütenlerle ilgili olarak, demokratik ifade ve gösteri hürriyetinin kullanımı, kampanya yürütücü ve çalışanlarına yönelik haksız gözaltı ve tutuklamalar gibi konularda, raporumuza da yansıdığı üzere çok sayıda hak ihlali gerçekleşmiştir. YSK tarafından, seçim günü “mühürsüz pusula ve zarfların, dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça geçerli sayılacaktır” kararının Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’u açık bir şekilde ihlal etmesi bir yana, bu hususta yapılan itirazlara geçerli izahatta bulunulamaması ve itirazların oy çokluğuyla reddedilmesi, seçim güvenliğinin sağlanamadığı ve taraflı davranıldığı şüphelerine yol açmıştır. Yine bu durum, seçim oy oranlarını tartışmalı hale getirmiştir.

 

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bu ülkede sivil, çoğulcu ve demokratik bir anayasanın yapılmasını, kaçınılmaz ve ivedi olarak görüyoruz. Siyasetin toplum yaşamına pozitif yön verme sorumluluğunu kazanması gereken böyle bir süreçte, anayasal değişim ve yeniden yapılandırma ile ilgili konularda toplumsal bir mutabakatın sağlanması bir zorunluluktur. Bu nedenle anayasa yapım sürecine doğrudan etki edecek olan halkın ve sivil toplum örgütlerinin, yürütülecek tartışmalarda ve karar alma süreçlerinde katılımı esas alınmalıdır.

 

Değerli Basın Emekçileri;

Türkiye’de çatışma ve şiddet ortamı hız kesmeden varlık göstermeye devam ederken, hayatımızdan varlığını hiç eksiltmeyen insan hakları ihlalleri de, çatışmalı ortamdan kaynaklı yaşamın her alanında, yaygın ve sistematik bir halde artış göstererek sürüyor. Çatışmaların başladığı 2015 yılının temmuz ayından bu yana, yani yaklaşık 2 yılda binlerce insan yaşamını yitirdi. Diyalog dışı çözüm yöntemlerinde ısrar, geride toplumsal yaşamını derinden etkileyen ve yaşamını yitiren insanların istatistiklere eklendiği korkunç ve acı bir savaş tablosu bırakıyor. Her şart altında yaşam hakkının kutsallığına inanan biz insan hakları savunucuları, bu vesileyle buradan bir kez daha, sorunun demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesi çağrısında bulunuyoruz. Militarist yöntemlerin aksine siyasal ve sivil çözüm olanaklarını kullanmak suretiyle, çatışmasızlık ve barış ortamına geri dönüşün yolu açılsın. Çünkü her zaman ve özellikle şu içinde bulunduğumuz zamanda, toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey BARIŞ’tır.

 

Yine bildiğiniz gibi Türkiye, 9 ayı aşkın bir zamandır OHAL kanunları ile yönetilmektedir. Referandumdan hemen sonra OHAL, 3 ay daha uzatıldı. Bir otoriter yönetim biçimi olan OHAL, ilan edildiği günden bu yana pek çok kategorik konularda insan hakları ihlallerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle yayınlanan KHK’lerle düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, ekonomik ve sosyal haklar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği bakımdan mağduriyet oluşturan ihlaller ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, demokratik ilerlemenin sağlanamamasına ve özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açan OHAL, bir an önce Türkiye’nin gündeminden çıkarılmalı, uygulamaların oluşturduğu mağduriyetler ise ivedi olarak giderilmelidir.

 

Değerli Basın Mensupları;

Bölgemizde de insan hakları ihlalleri 2017 yılının ilk 3 ayında, izah edildiği üzere Türkiye’deki genel durumdan kaynaklı olarak artış göstererek devam etmiştir. Sivil yargısız infazlar, işkence ve kötü muamele, toplanma ve gösteri hakkına yönelik yasaklar ve müdahaleler, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kadına ve çocuklara yönelik şiddet, ekonomik ve sosyal haklardaki kayıplar gibi pek çok değişik ve kategorik konularda ihlaller açığa çıkmıştır.

 

Birazdan istatistik bilgilerini sizlerle paylaşacağımız ihlaller arasında öne çıkan önemli bir başlık, hapishanelerde hak kısıtlaması ve kötü muameledir. OHAL ilanı ve uygulama süreciyle paralellik gösteren hapishane ihlalleri, sürgünler, sağlık hakkı, işkence ve kötü muamele, disiplin soruşturmaları, tecrit etme, haberleşme, iletişim ve aile görüşü haklarının kısıtlanması gibi konularda açığa çıkmıştır. Hapishanelerden mektup aracılığı ile bizlere hukuki yardım ve duyarlılık çağrısı talebiyle başvuruda bulunan mahpuslar, sevkler sırasında çıplak arama ve fiziki işkence, kelepçeli tedavi, hastane ve revire çıkarılmama, kamera ile gözetilme, teşhir niteliği taşıyan yaka kartı takmaya zorlama, infaz koruma memurlarının tehditlerine maruz kalma gibi konularda yaşadıklarını mağduriyetleri ifade etmişlerdir. Özellikle sağlık hakkı ihlallerinin hala devam ettiğini, derneğimizin tespit ettiği verilere göre 323’ü ağır olmak üzere en az 905 hasta mahpusun cezaevlerinde adeta kaderine terk edilmiş durumda olduğunu ifade etmek istiyoruz.

 

Bir diğer öne çıkan ihlal ise, haksız gözaltı ve tutuklamalardır. 2017 yılının ilk 3 ayında bölge kentlerinde, gözaltına alınan ve tutuklanan yurttaşların sayısında artış görülmektedir. Gece yarısı veya sabahın bir köründe, çoğunluğu sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek ve “yasa dışı örgüt üyeliği” “yasa dışı örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” “yasa dışı örgüt propagandası yapmak” gibi suçlamalarla gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklanmaların, kişi güvenliği ve özgürlüğünün açık bir ihlali olduğunu, çatışmaya dayalı siyasal iktidar politikalarından bağımsız olmadığını ve bütününe bakıldığında da bir siyasi operasyon niteliği taşıdığını belirtmek istiyoruz.

 

Gözaltında veya gözaltı yerleri dışında, işkence ve kötü muamele vakalarında artış meydana geldiği görülmektedir. Yurttaşların fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kalması kabul edilebilir bir durum olmamakla birlikte, anayasada ve yine Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre, işkencenin mutlak olarak yasaklandığını buradan bir kez daha hatırlatmak istiyoruz! Bu insanlık dışı yöntemlere derhal son verilmeli, bu yöntemlere başvuranlar görevlerinden alınmalı ve yargı karşısına çıkarılarak cezalandırılmalıdır.

 

OHAL uygulamaları ve çatışmalı ortam nedeniyle bir başka hak ihlaline yol açan konu ise, özel güvenlik bölgeleri ve sokağa çıkma yasakları ilanları oldu. Kırsal yerleşim bölgelerini de kapsamına alan yüzlerce bölge askeri operasyonlar yapılacağı gerekçesiyle özel güvenlik bölgeleri ilan edilmiş, yine pek çok kez sokağa çıkma yasakları ilan edilmiştir. Yasakların ilan edildiği kırsal yerleşim alanlarında yaşayan yurttaşlar, doğal ve rutin hayat akışını sürdürememekte ve mağduriyetler yaşamaktadır.

 

İfade ve örgütlenme hürriyeti de, Valilikler ve Kaymakamlıklarca alınan yasaklama kararlarıyla kısıtlanmış bulunmaktadır. Açık hava toplantıları, demokratik gösteri, yürüyüş ve etkinlikler, ‘güvenlik’ gerekçe gösterilerek yasaklanmaktadır. Referandum kampanya çalışmalarına da yansıyan ve hak ihlaline neden olan yasaklamalar, kolluk kuvvetlerinin sert müdahaleleri ile ileri bir boyuta taşınmakta ve mağduriyetlere yol açmaktadır. Yine HDP Eş Genel Başkanlarının da aralarında bulunduğu 11 milletvekillinin, sadece yapmış oldukları konuşmalar nedeniyle haksız bir biçimde halen hapishanelerde tutulduğunu, haklarından onlarca yıla varan hapis cezası istemiyle davalar açıldığını hatırlatmak istiyoruz.

 

Basına yönelik ağır baskılar halen devam etmektedir. Bu gün 158 gazeteci ve medya çalışanın cezaevinde bulunduğu ve 200’ü aşkın gazetecinin yargılandığı Türkiye’de, siyasi iktidar mensuplarının “terörist”likle itham etmekten çekinmediği gazetecilerin, haber üretmelerine yönelik engelleyici tutumlar hala devam etmektedir. Gözaltı, tutuklama ve medya organlarının kapatılması gibi baskılar nedeniyle, binlerce gazeteci işsiz bırakılmıştır.

 

OHAL kapsamında yayınlanan KHK’lerle, pek çok toplumsal kesim ağır hak ihlallerine ve mağduriyetlere maruz bırakılmıştır. Kamu çalışanları ve akademisyenler, somut hiçbir delil bulunmamasına rağmen önceden ve herhangi bir soruşturmaya tabi olmadan “terör faaliyetlerine destek olmak”la suçlanarak ya açığa alınmış ya da ihraç edilmiştir. Hukuki yolları kullanarak hak arama çabaları ise, hukuki/bürokratik engellemelerle karşı karşıya bırakılmıştır.

 

Referandum seçim sonuçlarının tartışmalı olduğu bir zamanda, DBP belediyeli başkanları ve meclis üyeleri görevlerinden alınmaya, tutuklanmaya ve yerlerine kayyım atanmaya devam edilmektedir. 86 DBP’li belediyenin kayyımlarla yönetildiğini hatırlatarak, her fırsatta sandığı işaret eden siyasi iradenin, seçilmiş iradeye bu müdahalesinin anti-demokratik ve hukuksuz olduğunu belirtmek istiyoruz.

 

Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, maalesef 2017 yılında da artış göstererek devam etmiştir. Kadına yönelik şiddet, ister aile içi olsun, ister sokakta, ister gözaltında olsun; politiktir. Bu sorun ancak ve ancak yeterli tedbirleri içeren ve cinsiyet eşitliğini savunan gelişmiş sosyal politikaların oluşturulmasıyla birlikte erkek egemen zihniyetiyle etkin mücadele edilerek aşılabilir.

 

Toplumsal yaşamımızın geleceği olarak gördüğümüz çocuklarımızın karşılaştığı hak ihlalleri, maalesef artarak devam ediyor. Şiddet sonucu katledilen çocukların yanı sıra, çatışmalı ortamların varlık gösterdiği bölgelerde sahipsiz bırakılan patlayıcılar sonucu da, çocukların yaralanmalarına ve yaşamlarını yitirişine tanıklık ediyoruz. Raporumuzda, çocuklara yönelik artış gösteren cinsel istismar vakalarında ki artış dikkat çekerken, çocukların haklarını güvence altına alan koruyucu yasaların yetersizliği ve uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediği görülmektedir.

 

Değerli Basın Mensupları,

Bu temelde, ağır insan hakları ihlallerine yol açan OHAL’in bir an önce kaldırılması talebinde bulunuyor, çatışmalı ortamın bir an önce son bulmasını, kalıcı bir çatışmasızlık halinin ve çözüm sürecinin yeniden müzakere edilmesi umuyoruz. Her koşul altında dil, din, ırk, milliyet, cinsiyet, etnik ve kültürel farklılık ayrımı yapmadan, yaşam hakkının kutsal olduğu vurgusunda bulunuyor ve özgürlüklerle dolu, onurlu bir yaşam temenni ediyoruz.

 

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ

     DİYARBAKIR ŞUBESİ

İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi tarafından 15 Ekim 2016- 21 Ocak 2017 tarihleri arasında, İnsan Hakl ..
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi 14. Olağan Genel Kurulu 30.04.2016 tarihinde saat 10.00’da Ali ..
“26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” k ..
ihd
Copyrght ® 2011 - Her Hakkı Saklıdır - İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi
Web Tasarım: Vertex Yazılım ve Bilişim Danışmanlığı