24 Kasım 2016 Perşembe

 

(Kadına Yönelik Şiddet, Bir İnsanlık Suçudur!)

 

Değerli Basın Mensupları;

25 Kasım 1960 yılında Dominik Cumhuriyetinde Diktatörlük rejime karşı Özgürlük mücadelesi veren Mirabel Kardeşlerin tecavüze uğrayarak katledilmelerinin ardından, 1999 yılında 25 Kasım Birleşmiş Milletler tarafından  ‘’Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma Günü’’ olarak kabul edilmiştir.

 

Kadınlar sırf kadın oldukları için dünyanı her yerinde benzer şiddete ve sömürüye maruz kalmaktadırlar.  Kadınlar erkek ve devlet işbirliğiyle, eve kapatılarak aile kurumuna hapsedilmekte, kamusal alandan dışlanarak varlıkları yok sayılmakta, siyasete katılımları ayrımcı politikalarla engellenmektedir. Bu nedenle kadınlar tarih boyunca eşitsizliğe, baskıya, şiddete karşı mücadele vermektedir. Kadınların örgütlü mücadelesiyle yaşamda ve yasalarda her türlü ayrımcılığın son bulması ve kadın erkek eşitliğinin sağlanması amacıyla “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme” (CEDAW) ile her türlü şiddetle mücadele konusunda taraf devletlere belli standartlar getiren ve sorumluluklar yükleyen “İstanbul Sözleşmesi” yürürlüğe girmiştir.

 

Ancak Türkiye’de kadınlara yönelik yaşanan hak ihlalleri, yasal düzenlemelerin kadınları korumaya yetmediğini ve uluslar arası sözleşmelerin yükümlülüklerinin yerine getirilmediğini göstermektedir.  Siyasal iktidarın ve medyanın cinsiyetçi dili kadına yönelik ayrımcılığı beslemekte ve şiddeti adeta normalleştirmektedir. Kadınların yaşamına ve kararlarına karşı “mırıldanma”yı kendine hak gören eril zihniyet, kadını her türlü saldırının hedefi haline getirmektedir. Yargıya intikal eden kadınlara yönelik şiddet ve cinayet davalarında hala “iyi hal”, “haksız tahrik” indirimleri uygulanmakta, özellikle çocukların mağduru olduğu tecavüz davalarında, “rıza” faktörü tartışılmakta ve erkek failler yargı eliyle ya cezasız kalmakta ya da olması gerekenden daha az cezaya çarptırılmaktadır. Bu cezasızlık hem adalete olan güveni zedelemekte hem de kadınlara ve çocuklara yönelik her türlü şiddetin artmasına sebebiyet vermektedir.

 

25 Kasım 2015 ile 25 Kasım 2016 tarihleri arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 1 (bir) yıllık Kadına yönelik Şiddet Raporu’muzda yer alan tespitlere göre; 94 kadın güvenlik güçlerinin ya da failin erkek olduğu aile içi ve toplumsal yaşamda maruz kaldıkları saldırılar sonucunda yaşamını yitirmiştir. En az 39 kadın maruz kaldığı şiddet nedeniyle yaralanmış ve ilgili mercilere başvuru yapmıştır. Yine en az 26 kadın gözaltında, gözaltı yerleri dışında ve cezaevlerinde işkence ve kötü muameleye maruz kalmıştır.

 

Değerli Basın Mensupları;

2015 yılının Temmuz ayında Bölgemizde başlayan çatışmalı süreç ve ardından ilan edilen sokağa çıkma yasakları bölge halkına adeta yaşamayı yasaklamıştır. Bu yasaklar süresince, yüzlerce sivil insan yaşamını yitirmiş, yaralanmış, işkence ve kötü muameleye maruz kalmıştır. Süresi ve sınırı belli olamayan ve gece gündüz kesintisiz devam eden sokağa çıkma yasakları ile yurttaşların barınma, beslenme, sağlık, eğitime ulaşmalarını imkânsız kılmış ve insanlar adeta ölüme terk edilmiştir. Çatışmalı süreçten kaynaklı olarak yaratılan mağduriyetlerin başında kadınlara ve çocuklara yönelik olarak gerçekleştirilen hak ihlalleri yer almaktadır. Bu dönemde öldürülen kadınların bedenleri kolluk kuvvetlerince teşhir edilmiş, cesetleri günlerce sokak ortasında bekletilmiş, cenaze törenlerine ailelerin katılımı engellenmiş, yasaklı ilçelerin sokakları ile evlerin duvarlarına cinsiyetçi yazılamalar yapılmıştır. 

 

Türkiye’de OHAL ilanı ile hukukun askıya alındığı bir döneme girmiş bulunmaktayız. Gözaltı sürelerinin 30 güne kadar uzatılması, 5 gün avukat ile görüş yasağı, dosyalara konulan gizlilik kararları kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal etmiştir. Gözaltı birimlerinde ve cezaevlerinde kadınlara yönelik olarak gerçekleştirilen çıplak arama uygulaması, işkence ve kötü muamele hat safhaya ulaşmıştır. Cezaevlerinde nakiller sırasında kadın mahpuslara yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaller gün geçtikçe artmaktadır. Hasta mahpusların en temel insan hakkı olan yaşam hakları insan onuruna bağdaşmayacak şekilde cezaevlerinde tutulmaları nedeniyle ihlal edilmektedir.

 

Seçilmiş Belediye Eş başkanları ile milletvekillerinin gözaltına alınıp tutuklanması, demokratik siyaset yapma olanağını ortadan kaldırmıştır. Eş Başkanlığın hedef alınarak soruşturmaların başlaması, kadın kazanımlarını yok etmeyi hedeflemektedir.

 

OHAL KHK’sı ile kapatılan 370 Sivil Toplum Kuruluşu’nun önemli bir bölümünü kadın dernekleri oluşturmaktadır. Dernek kapatmalarıyla kadın örgütlülüğü ve mücadelesi hedef alınmıştır. Derneklerin kapatılma kararı, İfade ve örgütlenme özgürlüğü hakkının ihlali niteliğinde olup Türkiye’nin taraf olduğu BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Avrupa İnsan hakları sözleşmesine aykırıdır.

 

Değerli basın Emekçileri,

Sonuç olarak diyoruz ki;

 

v  Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için toplumsal alanda çalışmalar yapılmalı, kadına yönelik şiddeti meşru gösteren politikalara son verilmelidir.

 

v  Kadına yönelik şiddetin sona ermesi amacıyla, yapılacak tüm çalışmalarda kadın kurumları ile insan hakları örgütlerinin önerileri doğrultusunda yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Politikaların hayata geçirilmesi için ilgili tüm kadın ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılmalıdır. 

 

v  Gözaltı birimleri ile gözaltı yerleri dışında kadına karşı gerçekleştirilen işkence, cinsel işkence ve kötü muamele uygulamalarına son verilmelidir.

 

v  Kadın cinayeti suçunu işleyen faillerin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılması için yasal değişiklik yapılmalıdır.

 

v  Kadına karşı gerçekleştirilen taciz, tecavüz, katliam dosyalarında haksız tahrik, iyi hal indiriminden vazgeçilmeli, soruşturmaların etkin yürütülebilmesi için, kadının beyanı esas alınmalıdır.

 

v  Medyanın dili cinsiyetçi ve ayrımcı ifadelerden arınmalı, kadına yönelik her türlü şiddet kınanmalıdır.

v  OHAL uygulamasına son verilmelidir. OHAL gerekçesi ile derneklerin kapatılma kararları geri alınmalıdır.

 

v  OHAL gerekçesiyle düşünce ve ifade özgürlüğü hakkına, örgütlenme özgürlüğü hakkına, kişi güvenliği ve özgürlüğü hakkına, toplantı ve gösteri yapma hakkına, basın özgürlüğüne dokunulmamalıdır.

 

v  Seçilmiş Belediye eş başkanları ile milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.

 

 

Biz insan hakları savunucuları, kadına yönelik şiddetin bir insanlık suçu olduğunu vurguluyor, kadına yönelik her türlü şiddet ve ayrımcı politikalar sonlanana dek mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizi ifade ediyoruz.

 

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ (İHD) DİYARBAKIR ŞUBESİ

KADIN KOMİSYONU

19 Ekim 2016 Çarşamba

Değerli Basın Mensupları,

İnsan Hakları Derneği Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2016 Yılı İlk 9 ay İnsan Hakları İhlalleri Raporunu açıklamak üzere bir aradayız.

 

Her yerde çatışma, her yerde kan ve gözyaşı var. 24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan çatışmalı ortam, maalesef şiddetini arttırarak devam ediyor. Asker, polis, örgüt militanı ve siviller yaşamını yitiriyor. Bu güne dek yaşamını yitirenlerin sayısı, tespit ettiğimiz verilere göre 2 bini aşmıştır. Birazdan, bu çatışmalı ortam sonucunda ortaya çıkan korkunç bilançoyu ve meydana gelen ağır insan hakları ihlallerini kategorik başlıklar altında sizlerle paylaşacağız. Ancak daha öncesinde, toplumsal yaşamımızı derinden etkileyen bu kanlı ve acımasız savaşa ve insan hakları ihlallerine yol açan ülkedeki anti-demokratik uygulamalara dair birkaç şey ifade etmek istiyoruz.

 

Biz insan hakları savunucuları, her koşul altında dil, din, ırk, milliyet, cinsiyet, etnik ve kültürel farklılık ayrımı yapmadan, yaşam hakkının kutsallığına inandık ve bunun için mücadele ettik, etmeye de devam edeceğiz. Dolayısıyla binlerce canın toprağa düşmesine sebebiyet veren bu savaş ve çatışmalı ortamı anlamsız bulduğumuzu, önemle belirtmek istiyoruz. İnsan yaşamına ve toplumsal yapının insancıl dokusuna zarar veren her türlü eylem ve icraatı kabul edilebilir bulmadığımızı ve sorunların çözümünün diyalog kurarak sağlanabileceğini, daha önce sayısız kez ifade ettiğimiz gibi, bu gün burada bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

 

Bu çatışmalı ortamının sürdürülmesinin ülkenin geleceğine ve toplumun demokratikleşmesi önündeki engellerin kaldırılmasına hiçbir katkı sunmayacağı gibi, belki de telafisi güç tahrip edici etkiler oluşturacaktır! Kürt Sorunun çözümünde, on yıllarca denenen şiddete dayalı, tekçi hükümet politikalarıyla yol alınmayacağı somut bir gerçekliktir. Keza yaygın saldırı eylemleriyle çatışmanın derinleşmesine yol açan PKK’nin de, sorunun çözümünü zorlaştırıcı bir etki oluşturduğu yine somut bir gerçekliktir. Bu nedenle çatışmalı taraflar acil olarak, müzakere koşullarının sağlanması amacıyla çatışmasızlığa geri dönmelidir. Bunun için sorumluluk bilinciyle hareket etmeli ve duyarlılık göstermelidirler. Devlet ve siyasal iktidar, çatışmaların derinleşmesini sağlayan sıkıyönetim uygulamalarına ve askeri operasyonlara biran önce son vermeli ve çözüm müzakereleri yeniden başlatılmalıdır. Aynı şekilde PKK de, silahlı muhalefetini bir an önce askıya almalı ve siyasi diyalog kanallarını ivedi olarak açmalıdır. Ayrıca, PKK Lideri Sayın Abdullah Öcalan üzerinde geliştirilen ağırlaştırılmış tecrit uygulamaları bir an önce sona erdirilmelidir. Sayın Öcalan’ın, toplumsal barışın yeniden zemin bulmasına katkı sunacak çabalarından yararlanılmalı ve çalışabileceği koşullar oluşturulmalıdır.

 

Değerli Basın Mensupları,

Bölgemizde insan hakları ihlalleri, maalesef 2016 yılının ilk 9 ayında da, yaşanan çatışmalı ortam nedeniyle sistematik bir şekilde ve artış göstererek devam etmektedir. Sivil yargısız infazlar, işkence ve kötü muamele, toplanma ve gösteri hakkına yönelik müdahaleler, askeri operasyonlar nedeniyle meydana gelen ihlaller, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, kadına ve çocuklara yönelik şiddet, ekonomik ve sosyal haklardaki kayıplar gibi pek çok değişik ve kategorik konularda ihlaller açığa çıkmıştır.

 

Özellikle de kaldırılması yönünde ülke genelinde başlattığımız ve halen devam eden imza kampanyamızın konusu olan OHAL uygulamaları, hükümet politikalarına eleştirel yaklaşan veya barış savunuculuğu yapan toplumsal muhalif kesimleri hedefine almıştır. OHAL kapsamında yayınlanan KHK’lerle, pek çok toplumsal kesim ağır hak ihlallerine ve mağduriyetlere maruz bırakılmıştır.

 

Basına yönelik ağır baskı ve sansür; gazete, televizyon ve radyoların kapatılmasına kadar vardırılarak, toplumun haber alma hakkı elinden alınmıştır. Gazetecilerin haber üretmelerine yönelik engelleyici tutumlar geliştirilmiş, sarı basın kartlarına el konulmuş, gazeteciler gözaltına alınıp tutuklanmış ve işsiz bırakılmıştır. Çizgi filmlere Kürtçe dublaj yapan Zarok TV gibi bir çocuk kanalının bile kapatılan televizyonlar arasında yer alması, OHAL uygulamalarının ne derece anti-demokratik bir tutumla hayata geçirildiğini ve yürütüldüğünü anlamaya yeter niteliktedir.

 

İfade ve örgütlenme hürriyeti de, Valilikler ve Kaymakamlıklarca alınan yasaklama kararları bir bütün olarak baskı altına alındı. Açık hava toplantıları, demokratik gösteri, yürüyüş ve etkinlikler, ‘güvenlik’ gerekçe gösterilerek yasaklandı. Bu anti-demokratik uygulama karşısında tepki gösterenler ise, kolluk kuvvetlerinin sert müdahalelerine maruz kalarak engellendi.

 

Akademisyenler ve kamu çalışanları ise görevlerinden alındı veya ihraç edildi.  Barış bildirisine imza atan akademisyenler ve sendikal faaliyetlerde bulunan kamu çalışanları ile büyük bir bölümü Eğitim-Sen üyesi olan binlerce öğretmen, somut hiçbir delil bulunmamasına rağmen önceden fişlenerek ve “terör faaliyetlerine destek olmak” la suçlanarak açığa alınmıştır. Kimileri gözaltına alınıp, tutuklanmıştır.

 

KHK ile hayata geçirilen bir başka anti-demokratik uygulama da, kayyım atamalarıdır. Halk iradesi ve tercihi ile işbaşına getirilen belediye yönetimlerine kayyım atanması, darbe niteliğinde bir uygulama olup, net bir ifade ile halk iradesini tanımamaktır. 25’i DBP’li olmak üzere 29 belediyeye kayyım atamaları, her fırsatta sandığı işaret eden siyasal iktidarın demokrasiyi ne denli hiçe saydığını göstermektedir.

 

OHAL ile birlikte gözaltında veya gözaltı yerleri dışında, işkence ve kötü muamele vakalarında artış meydana geldi. 30 günlük gözaltı süresi ve avukat görüşmelerine getirilen kısıtlamalar başlı başına bir ağır bir hak ihlali iken, yurttaşların fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kalması ise kabul edilebilir değildir. Anayasada ve yine Türkiye’nin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelere göre, işkence mutlak olarak yasaktır! Bir başka işkence merkezi ise cezaevleri olmuştur. İdari uygulamalar neticesinde artış gösteren başta sürgünler olmak üzere, pek çok konuda ihlaller meydana gelmektedir. İşkence ve kötü muameleye maruz kalan mahpusların sağlık ve iletişim hakları ihlal edilmekte, mahpuslar çeşitli disiplin suçları ile tecrit ve izolasyona tabi tutulmaktadır. Özellikle sağlık hakkı ihlallerinin hala devam ettiğini, derneğimizin tespit ettiği verilere göre 300’ü ağır olmak üzere 756 hasta mahpusun cezaevlerinde adeta kaderine terk edilmiş durumda olduğunu ifade etmek istiyoruz.

 

Kadınların eril şiddete karşı korunmasını güvence altına alan yasal boşlukların varlığı ile yapıcı politikaların yoksunluğu, var olan yasaların da idari uygulamada işlerlik kazanamaması nedeniyle kadınlar, her gün öldürülüyor, şiddet mağduru oluyor. 2016 yılının ilk 9 ayında, 34 kadın katledilirken, 8 kadın da intihar etti. Yine en fazla hak ihlaline maruz kalan kesim arasında yer alan çocuklar, aile içi şiddet sonucu ve toplumsal alanda katlediliyor, cinsel istismara maruz kalmaya devam ediyor. Bölgemizde ilk 9 ayda, 9 çocuk katledildi, 9 çocuk intihara sürüklendi. 71 çocuk ise, cinsel istismara maruz kaldı.

 

 Değerli Basın Mensupları,

Biz insan hakları savunucuları, demokratik bir yaşamın ve ihlalsiz bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz.

 

Bu temelde, ağır insan hakları ihlallerine yol açan OHAL’in bir an önce kaldırılması talebinde bulunuyor, çatışmalı ortamın bir an önce son bulmasını, kalıcı bir çatışmasızlık halinin ve çözüm sürecinin yeniden taraflarca müzakere edilmesi umuyoruz. Özgürlüklerle dolu, onurlu bir yaşam temenni ediyoruz.

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ (İHD) DİYARBAKIR ŞUBESİ

İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi tarafından 15 Ekim 2016- 21 Ocak 2017 tarihleri arasında, İnsan Hakl ..
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi 14. Olağan Genel Kurulu 30.04.2016 tarihinde saat 10.00’da Ali ..
“26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” k ..
ihd
Copyrght ® 2011 - Her Hakkı Saklıdır - İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi
Web Tasarım: Vertex Yazılım ve Bilişim Danışmanlığı