Baskıya Uğrayan Medya Kuruluşları ve Can Dündar Yalnız Değildir

02.06.2015

Siyasal iktidarın, 7 Haziran 2015 seçim döneminde Türkiye’de faaliyet gösteren medya kuruluşları ve gazeteciler üzerindeki baskısı giderek artmaktadır. Baskı yöntemlerinin yargı yolu ile kullanılıyor olması ise Türkiye’de hukuk devleti ilkelerinin işlemediğini, yargının tamamen siyasal iktidarın kontrolü altına girdiğini ve siyasal iktidarın muhaliflerini sindirmek için kullandığı bir araç haline geldiğini göstermektedir.

 

Mısır’da askeri darbe ile devrilen seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’ye verilen ölüm cezası ile ilgili haberleri yapan Doğan Medya Grubuna yönelik Cumhurbaşkanının ağır eleştirileri ve tehditleri, Çağlayan Adliyesi’nde öldürülen Cumhuriyet Savcısı ile ilgili haberleri sosyal medyada paylaşan gazeteciler Banu Güven, Mirgün Cabas, Koray Çalışkan ve Pelin Batu’nun yasa dışı örgüt propagandası suçlaması ile ifadeye çağrılmaları, CNN Türk muhabiri Nevşin Mengü’nün Cumhurbaşkanı tarafından adeta hedef gösterilmesi, Ankara Cumhuriyet savcılığının Zaman gazetesi grubunun TÜRKSAT uydularından yararlanmaması için başlattığı girişimler kısa süre önce yaşandı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi MİT tırlarındaki silahlar ile ilgili yazılı ve görsel yayın yapan Cumhuriyet Gazetesi’nin bizzat Cumhurbaşkanı ve Hükümet tarafından tehdit edilmesi ve cezalandırılacak olmaları ile ilgili açıklamalar basın özgürlüğü bakımından vahim bir noktaya ulaşmıştır.

 

Demokrasinin en temel özelliklerinden birisi ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğünün kullanılabilmesi bakımından basın özgürlüğü vazgeçilmez bir haktır. Türkiye’nin anti demokratik seçim ve siyasi partiler kanunlarına rağmen ilkel demokrasisini ayakta tutmaya çalışan basın özgürlüğü yok edilmek üzeredir. İktidardaki AKP zihniyeti her şeyi kendine demokrat bir şekilde yorumlamakta ve kendine özgü eleştirileri saldırı olarak algılamaktadır. Bu anti demokratik zihniyet Türkiye demokrasi ve insan hakları sorunun çözümündeki en büyük engellerden birisidir. Dolayısıyla bu zihniyetin Türkiye’ye demokrasiyi getirmesinden bahsetmek basın özgürlüğü alanındaki icraatları göz önüne alındığında pek mümkün gözükmemektedir.

 

Cumhuriyet Gazetesi ve Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ın tehdit edilmesini kınıyoruz. Unutulmamalı ki Can Dündür gibi gazeteciler yalnız değildir. Türkiye’de Sosyalist ve Kürt siyasal hareketi bünyesinde özgür gazetecilik geleneğinden gelen 40’tan fazla gazeteci katledilmiştir. Ancak buna rağmen özgür gazetecilik geleneği sımsıkı bir şekilde sürdürülmektedir. Türkiye’deki demokratlar, sosyalistler ve hak savunucuları en geniş anlamda özgür gazetecilik geleneğini sürdürmekte kararlıdır. Darbe dönemlerinden geçmiş Türkiye’nin engel olamadığı basın özgürlüğü hakkı mücadelesinin AKP zihniyetinin de engellemesi mümkün değildir.

 

 

Cumhuriyet Gazetesi çok önemli bir gerçeği haber yaparak Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşa silah taşıyan ve orada işlenen suçlara etkisi olan bir ülke olduğunu kamuoyunun gözü önüne sermiştir. TCK 13.maddede gerek vatandaş gerekse de yabancılar tarafından yurt dışında işlenen insanlığa karşı suçlar ile soykırım suçlarının Türkiye mahkemelerinde yargılanabilmesine imkan tanımaktadır. MİT tırlarında ele geçen silahlar siyasal iktidar sözcülerinin iddia ettiği gibi devlet sırrı kapsamında değerlendirilecek bir konu değildir. TBMM’nin Suriye’ye karşı ilan ettiği bir savaş kararı söz konusu değildir. Dolayısıyla Suriye’ye yönelik her türlü gizli silah sevkiyatları açıkça suçtur. Bu suçları açığa çıkaran Cumhuriyet Savcıları ile güvenlik ve istihbarat yetkililerinin yargılanıyor olması Türkiye hukuk tarihi bakımından kara bir lekedir. Türkiye’de devlet sırrı kavramı ile ilgili herhangi bir kanuni düzenleme söz konusu değildir. Dolayısıyla her kötü olayın ört bas edilmesinde devlet sırrı kavramına sığınılamaz.

 

Bugün MİT tırları olayını açığa çıkaran ve bununla ilgili haber yapanların yargı önüne çıkarılması, yarın bu işlemleri yapanların hesap vermeyeceği anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla yargı mensuplarının siyasal iktidardan kaynaklı telkinlere gözlerini ve kulaklarını kapatmalarını ve bu olay nedeni ile Cumhuriyet Gazetesi ile Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar hakkında herhangi bir işlem yapmaması gerektiğini hatırlatmak isteriz. Her şeyini ve her türlü kötü uygulamasını siyasal iktidarda kalma ömrüne bağlamış olan bir anlayış Türkiye’de uzun süre var olamaz. Yargı ve güvenlik bürokrasisinin bu durumu görmesi ve evrensel hukuk ilkelerine bir an önce sarılması gerektiğini vurgulamak isteriz.

 

Tehdit edilen ve baskıya uğrayan medya organları ve gazetecilerin yalnız olmadığını ve bu mücadelenin bir insan hakları mücadelesi olduğunu ve sürekli olarak gazetecilerle birlikte olacağımızı belirtmek isteriz.

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ