İHD: 2017 yılının ilk 6 ayında 12 bin 503 hak ihlali yaşandı

DİYARBAKIR – İHD Diyarbakır Şubesi tarafından, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2017 Yılı İlk 3 Ayında meydana gelen insan hakları ihlallerine ilişkin hazırlanan rapor, bir basın toplantısı ile kamuoyuna açıklandı. Raporda yer alan verilere göre, 2017 yılının ilk 6 ayında bölge kentlerinde 12 bin 503 hak ihlalinin yaşandığı kaydedildi. 

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi tarafından hazırlanan "Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2017 Yılı İlk 3 Ay İnsan Hakları İhlalleri Raporu" şube binasında düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı. Toplantıya İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, İHD Bölge Temsilcisi Abdusselam İnceren ile Diyarbakır Şube Yöneticileri Emin Ermin, Avukat Rahşan Bataray ve Mehmet Şerif Derince katıldı. 12 bin 503 ihlalin yaşandığı kaydedilen rapora dair hazırlanan basın metnini paylaşan Bilici, geçtiğimiz yıl 15 ve 16 Temmuz günlerinde gerçekleşen askeri darbe teşebbüsüne yıldönümünde olduklarını hatırlatarak, darbe girişimi sırasında yaşamını yitiren yurttaşları saygı ile andıklarını ve her zaman insan hakları savunucuları olarak darbelere karşı olduklarını vurguladı.

‘Askeri darbe tehditlerine karşı doğru yöntemlerle mücadele etmek gerekir’

Askeri darbelere karşı olmak kadar, askeri darbe tehditlerine karşı mücadele etmek ve bu mücadelede doğru yöntemleri belirlemenin hayati bir durum olduğuna dikkat çeken Bilici, mücadele yöntemlerinde, toplumsal yaşamda hukukun üstünlüğünü korumanın, demokratikleşmeyi sağlamanın ve insan haklarına saygının geliştirilmesinin daha fazla hedeflenmesi gerektiğini kaydetti. Mevcut siyasal iktidarın askeri darbe tehditlerine karşı geliştirdiği yöntemlerin, şayet askeri darbenin gerçekleşme imkânı bulması halinde oluşturacağı tahribatlar kadar toplumsal yaşamda olumsuz ve kötü sonuçlar yarattığını ve halen bu yöntemlerde ısrar edildiğini belirten Bilici “Geçtiğimiz yıl askeri darbenin hemen ardından ülke genelinde ilan edilen ve ilan edilişinden bu yana bugün itibariyle bir yılını geride bırakan OHAL, toplumsal yaşamımızda hukuk, demokrasi ve insan hakları konularında onarılması güç tahribatlar oluşturmuştur. Bu süreçte ‘terörle mücadele’ adı altında gerilimi besleyen çatışma ve şiddete dayalı politikalar üretilmiş, iç ve dış politikada Türkiye istikrarsızlığa sürüklenmiştir.” diye belirtti.

‘Kamu çalışanları, gazeteciler ve insan hakları savunucuları baskı altında’

İnsan hakları mücadelesini kriminalize etmeyi amaçlayan baskıcı yönelimlerle karşı karşıyı bulunduklarını söyleyen Bilici “Bir yandan yayınladığımız insan hakları ihlalleri raporlamaları adeta bir suçmuş gibi hedef gösterilirken, diğer yandan da hak savunucuları ve aktivistler haksız gözaltı uygulamalarına maruz kalmakta, haklarında absürd gerekçelerle soruşturma ve davalar açılmaktadır.” diye belirtti.

Binlerce kamu çalışanı ve akademisyen, herhangi bir yargı kararı olmaksızın ve hukuki dayanaktan yoksun suçlamalarla ihraç edilmiştir. Basına yönelik ağır baskılar halen devam etmiştir. Bu gün 170 gazeteci ve medya çalışanın cezaevinde bulunduğu ve 200’ü aşkın gazetecinin yargılandığı ve hapis cezalarına çarptırıldığı Türkiye’de, gazetecilerin haber üretmelerine yönelik engelleyici tutumlar hala devam etmektedir. Gözaltı, tutuklama ve medya organlarının kapatılması gibi baskılar nedeniyle, binlerce gazeteci işsiz bırakılmıştır.

‘İfade ve Örgütlenme hürriyeti yasaklı’

İfade ve örgütlenme hürriyeti de, Valilikler ve Kaymakamlıklarca alınan yasaklama kararlarıyla kısıtlanmış söyleyen Bilici “Keyfi ve hukuki dayanağı bulunmayan bu yasaklamalara karşın, anayasanın 34. Maddesinde tanınan hakkın kullanımında ise güvenlik güçleri tarafından sert müdahalelerde bulunulmakta, bu müdahaleler sırasında yurttaşlar yaralanmakta ve gözaltına alınmaktadır. Türkiye’de yargı organlarının siyasi söylemlerin etkisinde kaldığı ve tarafsızlığını yitirdiği fikrinin giderek geliştiği bir ortamda, haksız gözaltı ve tutuklamalarda tam hız devam etmektedir. Çoğunluğu sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek ve “yasa dışı örgüt üyeliği” “yasa dışı örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” “yasa dışı örgüt propagandası yapmak” gibi suçlamalarla gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklanmaların, kişi güvenliği ve özgürlüğünün açık bir ihlali olduğunu belirtmek istiyoruz.” dedi.

HDP Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 11 HDP’li ve 1 CHP’li milletvekillinin hapishanelerde tutuklu bulunduğunu hatırlatan Bilici “Şüphesiz vekillerin hapsedilmesini, çatışmaya dayalı siyasal iktidar politikalarından bağımsız olarak düşünemeyeceğimiz gibi, demokratik siyaset kanallarını tıkatan ve demokratikleşme çabalarını sekteye uğratan sonuçlara yol açtığını ifade edebiliriz.” diye belirtti.

‘Kayyım atamaları seçmen iradesini müdahaledir’

Yine seçmen iradesine bir müdahale olarak gördüğümüz ve çoğunluğu DBP’li belediyeler olmak üzere kayyım atamaları, süreç içerisinde devam etmiştir. Belediye başkanları ve meclis üyeleri görevlerinden alınmaya, tutuklanmaya ve yerlerine kayyım atanmaya devam edilmektedir. Bugün itibariyle 103’ünden 86’sına kayyım atanan DBP’li belediyelerin 85 belediye eş başkanı da tutuklu bulunmaktadır. Bu uygulamanın, seçilmiş iradeye yönelik anti-demokratik ve hukuksuz bir müdahale olduğunu belirtmek istiyoruz. Kayyım atamaları sonrası, belediye çalışanlarının güvenlik soruşturmasından geçirilmesi, açığa alınması, işlerine son verilmesi veya ihraç edilmesi, çalışma hayatının ve iş güvencesinin doğrudan ihlaline yol açmıştır. Eğitim ve sosyal hizmet konularında faaliyet gösteren pek çok merkez gerekçesiz bir şekilde kapatılmış, yararlanıcılar mağdur edilmiştir. Özellikle de Diyarbakır’da Kürt diliyle hizmet veren Zarokistan isimli çocuk kreşinin eğitmen kadrosunun işlerine son verilmesi ve hizmet dilinin değiştirilmesi, Kürtçe’nin kamusal alandaki kullanımına yönelik tahammülsüzlüğün bir göstergesidir. Yine kayyım atanan belediyelerde, kent meydanlarına veya muhtelif yerlere dikilen anıtların yıkılması ve yer isimlerinin değiştirilmesi, toplumsal yaşamın ortak belleğine bir müdahale olup, kesinlikle kabul edilebilir bir durum değildir.

Özel Güvenlik bölgesi ve sokağa çıkma yasakları

OHAL uygulamaları ve çatışmalı ortam nedeniyle bir başka hak ihlaline yol açan konunun, özel güvenlik bölgeleri ve sokağa çıkma yasakları ilanları olduğunu belirten Bilici, “Kırsal yerleşim bölgelerini de kapsamına alan yüzlerce bölge askeri operasyonlar yapılacağı gerekçesiyle özel güvenlik alanı olarak ilan edilmiş, yine pek çok kez sokağa çıkma yasakları ilan edilmiştir. Yasakların ilan edildiği kırsal yerleşim alanlarında yaşayan yurttaşlar, doğal ve rutin hayat akışını sürdürememekte ve mağduriyetler yaşamaktadır.” dedi.

‘İşkence ve kötü muamele vakalarında artış var’

Gözaltında, gözaltı yerleri dışında, hapishanelerde işkence ve kötü muamele vakalarında artış meydana geldiği kaydeden Bilici “Yurttaşların fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kalması kabul edilebilir bir durum olmamakla birlikte, anayasada ve yine Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre, işkencenin mutlak olarak yasaklandığını buradan bir kez daha hatırlatmak istiyoruz! Bu insanlık dışı yöntemlere derhal son verilmeli, bu yöntemlere başvuranlar görevlerinden alınmalı ve yargı karşısına çıkarılarak cezalandırılmalıdır” dedi.

‘Kadın ve Çocuklara yönelik ihlaller devam ediyor’

Kadın ve çocuklara yönelik şiddetin devam ettiğine belirten Bilici şunları belirtti: Toplumsal yaşamımızda, kadınların sözüne-yaşam biçimine tahakküm kurmanın bir tezahürü olarak karşımıza çıkan erkek şiddeti ve şiddeti cezasızlıkla adeta ödüllendiren yargı kararları, Türkiye’de cinsiyet eşitsizliği sorununu daha da derinleştirmektedir. Aynı şekilde çocuklara yönelik şiddet ve hak ihlalleri, bu süre içerisinde devam etti. Şiddet sonucu katledilen çocukların yanı sıra yurt, okul gibi kapalı kurumlar başta olmak üzere toplumsal yaşamda çocuklara yönelik artış gösteren cinsel istismar vakaları dikkat çekmektedir. Yine çatışmalı ortamların varlık gösterdiği bölgelerde sahipsiz bırakılan patlayıcılar sonucu da, çocukların yaralanmalarına ve yaşamlarını yitirişine tanıklık ediyoruz.

Bilici’nin ardından İHD Bölge Temsilcisi Abdusselam İnceören tarafından, hak ihlalleri verileri paylaşıldı. Raporda yer alan bazı veriler şu şekilde:

*Polis ve jandarma tarafından 2 kişi öldürüldü, 4 kişi yaralandı.

* Cezaevlerinde 1 kişi yaşamını yitirdi.

*"Faili meçhul" saldırılarda 6 kişi yaşamını yitirdi, 8 kişi yaralandı.

*Resmi hata ve ihlal sonucu 12 kişi yaşamını yitirdi, 160 kişi yaralandı.

* Silahlı çatışmalarda 79 güvenlik görevlisi yaşamını yitirdi, 141’i de yaralandı. 244 silahlı örgüt militan yaşamını yitirdi, 3’ü de yaralandı. Çatışmaların ortasında kalan 6 sivil yurttaş yaşamını yitirdi.

* Mayın ve sahipsiz bomba patlaması sonucu 5 çocuk yaşamını yitirdi, 11’i çocuk 16 kişi yaralandı.

* 23 kez yüzlerce bölgeyi kapsamına alan özel güvenlik bölgesi ilan edildi ve yine onlarca bölgeyi kapsayacak şekilde 47 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

* 5 kadın intihar etti. Erkek şiddeti sonucu 21 kadın, 19 kadın yaralandı. 5 kadın cinsel saldırıya maruz kaldı, 3 kadın fuhuş yapmaya zorlandı.

*6 çocuk intihar etti. 5 çocuk katledildi, 1 çocuk yaralandı. 82 çocuk cinsel istismara maruz kaldı, 2 çocuk fuhuş yapmaya zorlandı.

* 18 kişi gözaltında, 70 kişi gözaltı yerleri dışında,  225 kişi hapishanelerde işkence ve kötü muamele gördü. 3 kişi ajanlık dayatmasına ve tehditlere maruz kaldı.

*14’ü çocuk 2709 kişi gözaltına alındı. 1’i çocuk 630 kişi tutuklandı. 2050 ev ve işyeri güvenlik güçleri tarafından baskına uğradı.

*Düşüncelerinden dolayı 33 kişi adli soruşturmalara maruz kaldı, 39 kişi hakkında dava açıldı, 222 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.

*Hapishanelerde 478 mahpus sürgün edildi.  31 mahpus sağlık hakkı ihlaline maruz kaldı.  15 mahpusun aile görüşü engellendi. 31 mahpus tecrit edildi. 39 mahpus sosyal etkinlik hakkından men edildi.

*İş kazaları 13 işçi yaşamının yitirdi, 16’sı yaralandı. 910 kişi işten çıkarıldı. 229 kişi açığa alındı, 2258 kişi ihraç edildi. 83 kişiye idari soruşturma açıldı.

* 32 belediyeye kayyım atandı.