‘Mağdur ailelerin en büyük travması bir mezarın olmayışıdır’

2.12.2017

DİYARBAKIR - İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eyleminin 460’ıncısı gerçekleştirildi. Eylemde, 1992 yılında Şırnak’ta polis tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Mehmet Ertak’ın akıbeti soruldu. 

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla her hafta düzenledikleri oturma eyleminin 460’ıncısını gerçekleştirdi. Diyarbakır Valiliği tarafından Koşuyolu Parkı’ndaki İnsan Hakları Anıtı önünde gerçekleştirilmesine izin verilmeyen eylem, geçmiş haftalarda olduğu gibi İHD Diyarbakır Şube binasında gerçekleştirildi. Kayıpların fotoğraflarının taşındığı eyleme İHD Diyarbakır Şubesi yönetici ve üyeleri, kayıp yakınları, barış anneleri ve insan hakları aktivistleri katıldı. Eylemde, 1992 yılında Şırnak’ta polis tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Mehmet Ertak’ın akıbeti soruldu.

‘Failler cezasızlık zırhı ile korunuyor’
 
Eylem öncesi bir konuşmada bulunan İHD Diyarbakır Yönetim Kurulu ve Kayıp Komisyonu Üyesi Avukat Hasan Yalçın, her hafta adalet talebiyle biraraya kayıpların hikayelerini ve faillerin açık bir şekilde ifade ediyor olmalarına rağmen, yargı makamlarının herhangi bir soruşturma başlatmadığını söyledi. Faillerin adeta cezasızlık zırhı ile korunmaya, kollanmaya çalışıldığını söyleyen Yalçın “ Kayıp yakınları olarak burada ifade etmek isteriz ki, failler ne kadar suçlu ise, onları koruyan, kollamak isteyenlerde o kadar suçludur. Faillerin yargı önüne çıkarılabilmesi ve hak ettiği cezayı bulabilmesi için, adaletin sağlanabilmesi için, yargı mekanizması dışında bir mekanizmanın kurulması yada hakikatleri araştırma komisyonun kurulmasını talep ediyoruz. Bizler hem burada Diyarbakır’da, hem de İstanbul’da Galatasaray meydanının da yüzleşme ve hakikat talebimizi dile getirmeye devam edeceğiz” diye konuştu. 

28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır Sur ilçesinde silahlı çatışma sırasında vurularak öldürülen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’ye ilişkin, faillerin bulunması için 2 yıldır devam eden soruşturma da hiçbir ilerlemenin sağlanamadığını söyleyen Yalçın, “Tahir Elçi, faili meçhuller ve zorla kayıplara ilişkin yıllarca mücadele etti. Ve ne yazık ki, şu an fark ediyoruz ki, Tahir Elçi dosyası da faili meçhul bir dosya olarak bırakılmaya çalışılıyor. Bizler kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak Tahir Elçi için, adalet talep ediyoruz.” dedi. 

‘Görgü tanıklarına rağmen gözaltına alındığı inkar edildi’

Yalçın, 20 Ağustos 1992 tarihinde Şırnak’ta polis tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Mehmet Ertak’ın hikayesini paylaştı. Yalçın şunları belirtti: 32 yaşındaki dört çocuk babası Mehmet ERTAK, Şırnak'a bağlı Rezuk Mezrası'nda yaşıyor, Şırnak'taki kömür ocağında işçi olarak çalışıyordu. 20 Ağustos 1992 tarihinde aynı yerde çalışan üç akrabası Abdulmenaf Kabul, Süleyman Ertak ve Yusuf Ertak ile birlikte işten eve dönmek üzere yola çıktı. Bulundukları araç, bakımevi kontrol noktasında resmi giyimli polislerce durduruldu. Kimlik kontrolü sonrasında Mehmet Ertak gözaltına alınarak Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Ertesi gün gözaltına alınan ve iki gün sonra serbest bırakılan Abdullah Ertuğrul adlı bir tanıdıkları Ertak ailesine gözaltındayken bir gün boyunca Mehmet ile aynı hücrede tutulduğunu anlattı. Üç kişi onu gözaltına alınırken gördüğüne, altı kişi de onu gözaltında işkencede gördüğüne tanıklık etti. Baba İsmail Ertak savcılığa başvurdu, tanıklar gördüklerini savcıya anlattılar. 10 Eylül 1992 tarihinde Baba İsmail Ertak tarafından Valiliğe başvuru yapıldı. Vali Mustafa Malay, gözaltında Mehmet ERTAK’ı gören bir tanığı sorguladı, Jandarma ve polisten Mehmet Ertak’ın gözaltında tutulup tutulmadığını sordu. Polis, Mehmet Ertak’ın gözaltına alınmadığı cevabını verdi. Olay, Şırnak Milletvekili Orhan Doğan aracılığıyla 27 Ekim 1992 tarihinde soru önergeleriyle Meclis'e taşındı. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, soru önergesine verdiği cevapta Mehmet Ertak’ın gözaltına alınmadığını belirtti. Ailenin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kaldı. Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığı inkâr edildi. Şırnak Emniyet Müdürlüğü emrinde ‘sorgu elemanı’ olarak çalışan JİTEM personeli Murat İpek, 1997 yılında yaptığı itiraflarında; ‘Mehmet Ertak’ı Şırnak Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ve Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Mehmet Kaplan'ın emriyle öldürüp gömdük’ dedi. Yaptıkları tüm infazların dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın bilgisi dâhilinde gerçekleştiğini söyledi. İç hukukta sonuç alınamayan dosya, Avukat Tahir Elçi tarafından 1 Ekim 1992 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 09 Mayıs 2000 tarihinde Mehmet Ertak’ın gözaltında ölümünden ve bedeninin kaybedilmesinden Hükümetin sorumlu olduğu ve buna devlet yetkililerinin neden olduğu sonucuna vararak Türkiye'yi oy birliği ile mahkûm etti.”

'Acımız kendisinin hala bir mezarının olmayışıdır'

Yalçın’ın konuşması ardından kayıp Mehmet Ertak’ın ağabeyi Ahmet Ertak, kardeşinin bir kentin merkezinde gündüz ortası gözaltına alındığı ve bir daha kendisinden haber alınamadığını söylerek “ Aile olarak her gün acısını yaşıyoruz. Acımız kendisinin hala bir mezarının olmayışıdır.  Cenazesinin hala nerede olduğuna ilişkin bir bilgi alabilmiş değiliz. Mağdur ailelerinde en büyük travması, bir mezarın olmayışıdır. Bu bir ülkenin ayıbı ve yüzkarasıdır. Bu ülke bu ayıptan kurtulmak istiyorsa, önce kayıplarla yüzleşmesi gerekiyor.” dedi.

Açıklama, Mehmet Ertak ve tüm kayıplar anısına yapılan beş dakikalık oturma eyleminin ardından son buldu.