BASINA VE KAMUOYUNA

3.03.2018

 

Özgür Gazetecilik Susturulamaz. Evet, bu cümle son zamanlarda ülkemiz geneli için gazetecilerin ve demokrasiden yana olan herkesin en sık kullandığı slogan oldu. Basın özgürlüğü ülke tarihi boyunca en kötü dönemini yaşıyor. Muhalif gazete ve televizyon kanallarının nerdeyse hepsi kapatıldı. Mesleğinden ötürü tutuklanan gazeteci sayısı sıralamasında ülkemiz dünyanın açık ara liderliğini yapmaktadır. Medya organları iktidarı eleştiri mahiyetinde haberlerin yayınını yapmakta bile açıkça zorlanmaktadır. 

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi ve İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Kadın Komisyonu olarak basın özgürlüğünün önemine inanmakla birlikte, kin, nefret ve şiddete teşvik içermeyen her fikrin topluma ulaştırılmasından yanayız. Basın özgürlüğü demokratik her toplumun olmazsa olmazıdır ve teminat altına alınmalıdır. Ancak bireylerin en temel hakkı olan yaşam hakkına zarar verici durumlarda basın özgürlüğünün esnetilebileceği kabul edilen bir gerçektir. Çünkü yaşam hakkı uluslararası sözleşmeler ve Anayasa tarafından güvence altına alınan birincil haktır. Toplumun bilgiye erişim hakkı, temel yaşam hakkının önüne geçemez. 

Kamuoyunun Doğan Haber Ajansı (DHA) Diyarbakır muhabiri tarafından 02.03.2018 tarihi itibariyle çeşitli gazetelerde yayınladığı haberler ve muhabirin konuya ilişkin sosyal medya paylaşımlarıyla öğrendiği üzere; 2015 yılı Mart ayında 92 kişi hakkında Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde yaşayan F.B adlı kız çocuğuna cinsel istismar suçlamasıyla Kulp Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmış olup, soruşturması tamamlanan 21 kişi hakkında ise Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Yargılamasına devam edilen bu istismar vakasında, tutuklu tüm sanıklar tahliye edilmiştir. Diğer 71 kişi hakkındaki soruşturma ise henüz tamamlanmamıştır. 

Soruşturma aşamasında soruşturmanın gizliliği, kovuşturma aşamasında ise mahkemenin çocuğun yüksek yararı gereği aldığı yayın yasağı kararı uyarınca kamuoyu bu vaka hakkında bilgilendirilememiştir. Soruşturmanın başladığı ilk günden bugüne kadar kurumsal olarak mağdur çocuğa destek sunarak hem adaletin tecelli etmesi için hukuki mücadele vermekte, hem de mağdur çocuğun yaşadığı ağır travmanın etkilerini minimalize etme gayretindeyiz. Yine yaşanılan olayın adli mercilere intikal etmesiyle, mağdur çocuk ve annesi şüpheli ve sanıkların yakınları tarafından ciddi baskı ve tehditlere maruz kalmış, mağdur çocuk hakkında mahkeme tarafından bakım tedbiri uygulanarak, koruma altına alınmıştır. Bakım tedbirinin uygulayıcısı olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ilgili birimlerince yeteri kadar psikolojik destek sunulamaması nedeniyle çocuğun yerleştirildiği kurumda kalması sağlanamamıştır. Mağdur çocuk koşulların yetersizliği nedeniyle en son yerleştirildiği yurtta kalmayı reddetmekte ve hala can güvenliği tehlikesi yaşamaktadır. 

Yargılamanın başından beri önceliğimiz çocuğun yüksek yararını gözeterek korunmasını sağlamak, yaşadıklarının onun suçu olmadığını hissettirmek, her daim yanında olacağımız güvenini oluşturmak, rızası olmaksızın davanın basın ile paylaşılmaması ve daha fazla örselenmemesi için çaba harcamak olmuştur. Ancak bu tür vakalarda kamuoyu desteğinin önemini düşünerek  mahkemeden yayın yasağını kaldırmasını talep ettik. Mahkeme son celsede yayın yasağını kaldırsa da, çocuğun bundan sonraki yaşamında güvenli bir yere yerleştirilmesi hususunda çocuk hakları alanında çalışan kurumlarla yaptığımız görüşmeler sonucu hem çocuğun can güvenliğini sağlayabilecek hem de çocuğa psikolojik destek sunabilecek ve bu alanda uzman olduğuna inandığımız kişilerin kabulü ile kısa süre içinde mağdur çocuğu güvenceye aldıktan sonra bu tür davaların en önemli ayağı olan basın kanadını aktif olarak kullanmayı hedefledik. Hatta bu davayı başından beri takip eden  Voice of Amerika, BBC Türkçe ve JinNews gibi ajanslar davanın haberini hazırlamalarına rağmen mağdur çocuğun vekilleri olarak tarafımızdan aldıkları görüş ve mağdur çocuğun menfaati gereği haberi yayınlamayı ertelemişlerdir.

Maalesef, 02.03.2018 tarihi itibariyle DHA muhabiri, davayı doğrudan takip etmediği halde, mağdur çocuğun can güvenliğine dair tüm tehlikelerin farkında olup dava avukatları olarak bu aşamada haber yapmaması yönündeki uyarımıza rağmen istismar vakasını sosyal paylaşım sitelerinde yayınlayarak, tüm basın kanallarında haberin hızlıca yayılmasını sağlamıştır. Dava dosyasında herhangi bir yayın yasağı olmadığı için bu olaya ilişkin haber yapmalarında kanunen bir sakınca bulunmamaktadır. Fakat gazetecilik meslek etiği ve cinsel istismar mağdurunun hayati tehlikesinin devam etmesi nedeniyle bu vakanın haber olarak işlenmesini öncelikle zamansal olarak yanlış bulmaktayız. Diğer taraftan davaya ilişkin can güvenliği tehlikesini bilmesine rağmen bu hassasiyetin gözetilmemesi, bu davayı başından beri takip eden kadın avukatlardan görüş alınmaması, bu davanın takipçisi olan örgütlü kadın mücadelesinin görünmez kılınması, , Diyarbakır’da ilk defa bir istismar davasında müdahillik talebinde bulunan tüm kurumların (İHD, Baro’nun KHDUM ve Çocuk hakları komisyonu) davaya müdahilliklerine mahkemece karar verilmesi gibi hususlara yer verilmemesi gazetecilik etik değerleri ve sorumluluğu ile bağdaşmamaktadır. Haberin veriliş tarzına ve diline bakıldığında davanın eril bir dille, sadece “sansasyonel” kısmı alıntılanarak yayınlandığı ve böylece bahsi geçen ajans ve muhabiri nezdinde bu davanın yalnızca magazinselleşmiş  halinin haber değeri taşıdığı anlaşılmaktadır. 

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi ve İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Kadın Hakları Komisyonu olarak, DHA  ve muhabirinin cinsel istismar mağduru bir kız çocuğunun hayatını riske atma pahasına zamansız bir şekilde ve muhataplarından bilgi almadan sırf reyting uğruna haber yapmalarını gazetecilik sorumluluğu ile bağdaşmadığından kınıyor ve çocuğun bu haberden kaynaklı başına gelebilecek her türlü tehlikenin vicdani sorumluğunun kendilerinde olduğunu kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Saygılarımızla.

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Kadın Hakları Komisyonu