İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eyleminin 889. haftasını, Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirdi. Eyleme kayıp yakınları, sivil toplum örgütü temsilcileri ve hak savunucuları katıldı. Eylemde, gözaltında zorla kaybedilenlerin ve faili meçhul saldırı sonucu katledilenlerin fotoğrafları taşındı. Bu hafta, 27 Şubat 1997 tarihinde gözaltında kaybedilen Fikri Özgen'in akıbeti soruldu.
İHD Doğu ve Güneydoğu Temsilcisi Tahir Saçaklı, eylemde yaptığı Kürtçe konuşmada şunları söyledi: “Bu hafta yine bu meydandayız. Kayıp yakınlarımızın ve faili belli olmayan cinayetlerde aramızdan alınan sevdiklerimizin akıbetini sormak için bir kez daha buradayız. Yıllardır bu alanda hakikatin peşindeyiz, adalet talep ediyoruz ve çağrılar yapıyoruz. Ancak bugüne kadar kaybedilen birçok yakınımızdan hâlâ haber alabilmiş değiliz.
Bilindiği gibi, son yıllarda verilen uzun mücadelelerin ardından gelinen aşamada toplumun kalıcı barış ve demokrasiye ulaşabilmesi için geçmişle yüzleşmek zorunludur. Bu yüzleşmenin en temel adımlarından biri de kayıp edilen ve faili meçhul cinayetlerle aramızdan alınan yakınlarımızın akıbetinin açıklanması, sorumluların ortaya çıkarılması ve hesap verilmesidir.
Bugün 21 Şubat Dünya Anadil Günü. Meclis komisyonunda anadil konusunda bir maddeden söz ediliyor. Bu elbette kıymetlidir. Ancak asıl önemli olan, bu kıymetin yetkililer tarafından da samimiyetle kabul edilmesi ve somut adımlarla hayata geçirilmesidir.”
Fikri Özgen’in Oğlu Nevzat Özgen Şunları Dile Getirdi: “Fikri Özgen, 1997’den 2006 yılına kadar kesintisiz 29 yılı geride bırakıyor. Ancak gözümüzün takıldığı her kültür, her baş, her biri yüreğimizin kenarında akan birer insan yağmuru gibidir.
Burada sorun bir insan değil, bir halkın dili, bir halkın kimliği, varoluşu ve kendini diğer halklar gibi ifade edebilme hakkıdır. Halk olduğunu ifade etmek ve bunun mücadelesini vermektir. Ne yazık ki geldiğimiz aşamada bir süreç başlamakla birlikte birçok soru işaretini de beraberinde getiriyor. Evet, görüşmeler gerçekleşiyor. Komisyonlar kuruluyor. Geliş gidişler yaşanıyor. Ancak sorunun tanımlanmasında, sorunun tespitinde insanın içini ısıtabilecek net bir yaklaşımı hâlâ göremiyoruz.
Bu coğrafyada 17.000 faili meçhul yaşandı. Bu bizim bildiklerimiz; bir de bilmediklerimiz var. Bu failler açığa çıkarılmadan, yargılanmadan ve hesap vermeden sağlıklı ve doğru bir barışın yolu mümkün değildir. Bu vesileyle tekrar çağrı yapıyoruz: Eğer gerçekten bir kardeşlikten söz edilecekse, gerçek bir demokrasiden bahsedilecekse, toplumsal adalet ve hukuktan söz edilecekse atılması gereken adımlar vardır.
Boşaltılan köyler var. İnsanların yeniden kendi köylerine dönmesi gerekir. Yerleşim yerlerinin kendi isimleriyle anılması gerekir. Zindanlar boşaltılmalıdır. Evet, belki bir yıldan fazladır cenazeler gelmiyor. Bu doğrudur. Ve bu çok değerli, çok kıymetli bir durumdur. Bunun için emek sarf edenlere bin şükran. Ancak mesele bununla bitmiyor. Bunun bir yasası olmalı. Bunun bir yol haritası olmalı. Bu acıların tekrar yaşanmaması için kalıcı bir huzur inşa edilmelidir.”
İHD Diyarbakır Şube Yöneticisi Yahya Polat, Fikri Özgen’in hikayesini Kürtçe okudu: “Fikri Özgen Diyarbakır'ın Kulp ilçesine bağlı Yeşilköy'ünün muhtarıydı. Köyde eşi ile birlikte yaşıyordu. Oğullarının politik faaliyetleri nedeniyle yoğun baskı altındaydı. Sık sık gözaltına alınarak sorgulanıyordu. Üç defa evi yakılan Fikri Özgen evinin bombalanması üzerine 1992 yılında, 28 yıl boyunca muhtarlığını yaptığı köyden ayrılarak Diyarbakır’a taşındı.
Fikri Özgen’in üzerindeki asker ve polis baskısı Diyarbakır’da da devam etti. Eşiyle kaldıkları ev güvenlik güçleri tarafından sık sık basılıyor, evde arama yapılıyor ve Fikri Özgen sorgulanıyordu. Recep Ön isimli polis amiri yapılan ev baskınlarının hepsinde bulunuyordu.
73 yaşındaki Fikri Özgen kronik astım hastasıydı. İlaç desteği olmadan nefes almakta ciddi zorluk yaşıyordu. 27 Şubat 1997 tarihinde saat 10:00 gibi Koşuyolu’ndaki evinden ilaç almak için ayrıldı. Evinden birkaç yüz metre uzaklaşmıştı ki sivil giyimli dört kişi tarafından durduruldu. Ellerinde telsiz bulunan bu kişiler önce Fikri Özgen’in kimliğini kontrol etti. Sonra onu beyaz Toros’a bindirerek götürdü.
Eşi Dilşah Özgen savcılığa müracaat ederek gözaltına alınan eşi ile ilgili bilgi istedi. Savcılık başvuruya cevaben 5 Mart 1997 tarihinde Fikri Özgen’in gözaltı kayıtlarında olmadığına dair bilgi verdi. Dilşah Özgen 6 Mart 1997 tarihinde tekrar şikayet dilekçesi verdi ve Fikri Özgen’i kaçıranların devlet güçleri ile bağlantılı olduğunu belirterek soruşturma açılmasını talep etti.
Aile olaydan bir süre sonra devletle bağlantısı olan kişilerden gayrı-resmi olarak Fikri Özgen’in JİTEM merkezine götürülerek sorgulandığını öğrendi. Ayrıca aynı tarihlerde JİTEM’de sorgulanan kişiler aileye ve avukatlarına sorguda nefes almakta zorlanan bir kişinin sesini duyduklarını söylediler. Ancak Diyarbakır Savcılığı’nın 13 Mart 1997 tarih ve 1997/1737 sayılı soruşturmasında Jandarma ve Emniyet Müdürlüğü kayıtlarında Fikri Özgen’e ilişkin hiçbir şey çıkmadı. Ailenin, avukatlarının, İnsan Hakları Derneği’nin ve Af Örgütü’nün bütün girişimleri sonuçsuz kaldı, Fikri Özgen’den bir daha haber alınamadı.
Olaydan yıllar sonra JİTEM’de kadrolu olarak çalışan itirafçı Abdulkadir Aygan, gazetelere de yansıyan itiraflarında; Fikri Özgen’in Diyarbakır JİTEM Komutanlığı’nda sorgulandığını ve Diyarbakır Jandarma İstihbarat Tim Komutanı Yüzbaşı Zahit Engin tarafından öldürüldüğünü açıkladı.
Fikri Özgen’in Diyarbakır Jandarma Komutanlığı ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı arasında bulunan ve Başsavcılık makam odasının birkaç metre uzağındaki Diyarbakır JİTEM Komutanlığı’nda sorgulandığı iddiaları bugüne kadar etkili bir biçimde soruşturulmadı.
Fikri Özgen kaybedildiğinde Diyarbakır JİTEM Grup Komutanı olan Albay Cemal Temizöz, Diyarbakır JİTEM Tim Komutanı olan Yüzbaşı Zahit Engin ve onun emrinde çalıştıkları iddia edilen Muhsin Gül, Abdulkadir Aygan, Saniye Emlük, Kemal Emlük, Adem Yakın, Mesut Mehmetoğlu gibi itirafçıların da bulunduğu sorgu timi hakkında bugüne kadar etkili bir soruşturma yürütülmedi. Fikri Özgen’in akıbeti karanlıkta bırakıldı, failleri cezasızlıkla korundu.
Ailenin 20 Ağustos 1997 tarihinde AİHM’ne yaptığı başvuruda ise Mahkeme, etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığı için 2.maddenin ve etkili başvuru hakkı olmadığı için 13.maddenin ihlal edildiğine karar verdi.
Kaç yıl geçerse geçsin Fikri ÖZGEN için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz.”
Şimdi de gözaltında alındıktan sonra zorla kaybettirilen Fikri ÖZGEN ve diğer tüm kayıp ve faili meçhul cinayetlere kurban gidenler için 1 dakikalık oturma eylemine geçiyoruz.
İHD DİYARBAKIR ŞUBESİ