898. HAFTA: CEMAL KAVAK'IN  FAİLLERİ SORULDU

898. HAFTA: CEMAL KAVAK'IN  FAİLLERİ SORULDU

Şubemiz ve Kayıp Yakınları, “Kayıplar Bulunsun,  Failler Yargılansın” eyleminin 898. haftasında; Diyarbakır-Bismil karayolu üzerinde yol kenarındaki sazlıkların arasında boynundan telle boğulmuş bir vaziyette bulunan Cemal KAVAK'ın faillerini sordu.

İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Fırat Akdeniz, eylemde yaptığı konuşmada şunları söyledi: Dün 24 Nisan Ermeni soykırımının ve katliamının yıl dönümüydü.
Biliyorsunuz 24 Nisan 1915 tarihinde İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne bağlı yani bugünki JİTEM'in iz düşümü olan Teşkilat-ı Mahsusa tarafından yaklaşık 250 Ermeni aydın ve siyasetçi İstanbul'dan evlerinden alınarak Anadolu topraklarına sürgüne gönderilirken birçoğu bu yollarda ya katledildi ya da zorla kaybettirildi.
Bu tarih aynı zamanda Ermeni soykırımının başlangıcı ve gözaltında zorla kaybetmenin de tarihi oldu. Bu toprakların en kadim halklarından biri olan Ermeni halkı bin yıllardır yaşadığı ana yurtlarından zorla sürülerek maalesef 1 milyondan fazla kişi bu tehcir sırasında soykırıma ve katliamlara uğratıldı.
Bu insanlığa karşı işlenen suç 111 yıldır hala adalet bekliyor. Bu topraklarda Cumhuriyetle birlikte 1980 darbesine kadar bu kayıplar meselesi her ne kadar münferit olmuşsa bile gerçek bir yüzleşme olmadığı için 1980 darbesi ile birlikte göz altında zorla kaybetme sistematik hale getirildi ve 1990'lı yıllara geldiğimizde özellikle Kürdistan coğrafyasında yaşanan çatışmalı süreçlerle birlikte gözaltında zorla kaybetme bir devlet politikası haline geldi. 3 yaşındaki Dilek Serin'den tutun 80 yaşındaki Yusuf Nergiz'e kadar bu yaş aralığında binlerce insanımız, yurttaşımız gözaltında zorla kaybedildi. Biz insan hakları savunucuları olarak, kayıp yakınları olarak yıllardır bu meydanda kendi kayıplarımızın adalet mücadelesini veriyoruz. Bu meydan bizim hafıza mekanımız. Bizim sevdiklerimizi, kayıplarımızı hatırlatmak ve unutmamak için her hafta burada onların sesine, onların vicdanına adalet olmaya, adalet çağrımızı inilmeye çalışıyoruz.
Özellikle kayıp yakınları olarak bizler her hafta burada kendi sevdiklerimize dokunamıyoruz. Ama fotoğraflarını burada her hafta gururla ve onurla göğsümüzde taşıyoruz. Çünkü Birçok annemiz buraya gelirken kendi evlatlarının mezarına gelmiş gibi hissediyorlar.
Ve bizler kendi kayıplarımızı adalet bulana kadar, adalet tecil edene kadar, son kaybımız bulana kadar bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Eğer birazcık olsun kulaklarınızı bu toprakların zeminine dayandırdığınızda altında binlerce faili meçhul cinayetlerin, gözaltında kaybedilmelerin zorla kaybedilmelerin, faili meçhul siyasi cinayetlerin, her türlü zulme uğrayanların çığlıklarını duyacaksınız.
Bu çığlıklardan biri de 24 Nisan 1996 tarihinde gözaltında zorla kaybedilen Cemal Kavak'ın adalet çığlığıdır. 

Ardından söz alan Büro Emekçileri Sendikası BES Amed Şubesi Eşbaşkanı Süleyman Öğüt şunları söyledi: Bugün Cemal Kavak'ın ölümünün, katledilişinin 30. yılı için bir aradayız. 30 yıldır aslında biz Cemal Kavak için adalet arayışındayız. Failleri, kayıplar bulunsun, failler yargılasın şiarıyla Cemal Kavak ve katledilen kişileri arama, katleden kişilerin yargının önüne çıkarılması noktasında bir arada sesimizi haykırmaya, ikna etmeye çalışıyoruz. Arkadaşlar, Cemal Kavak Bağlar Koşu Yolu'nda gözaltına alındı. Daha sonra da Bismil yolunda cenazesine rastlandı. Aradan 30 yıl geçti. Bizim tek temennimiz kayıpların bulunması, faillerin yargılanması. Ancak Cemal Kavak'ın şu ana kadar faili yargılanmadı. Faili yargı önüne çıkarılmadı. Biz Cemal Kavak'ın Tekrar aramıza kavuşturamayız. Ancak Cemal Kavak'ın faillerini yargılama noktasında bir mücadele yürütülebilir. Bir yargı süreci tekrardan inşa edilebilir. Cemal Kavak katledildiğinde 37 yaşındaydı. Hala failleri yargı önüne çıkarılmadı. Bu da toplum nezdinde, toplumun vicdanında bir yara bir vicdan olarak yer almaktadır. Cemal Kavak'nın failleri yargı önüne çıkarıldığı takdirde biliyoruz ki biz mesai arkadaşlarının, sendika arkadaşlarının, sevenlerinin biraz olsun vicdanları rahatlayacak, yüreklerine biraz olsun su serpilecek.

Daha sonra söz alan Cumhuriyet Halk Partisi CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu şunları ifade etti: Faili meçhul cinayetler, zorla kaybedilmeler, kurulamayan taziyeler. Bitmeyen yasımızı Diyarbakır'da bu meydanda sürdürmeye çalışıyoruz. Görünce hep aklıma dostlarım geliyor. En başta Vahit Narin. Kulp'ta Narin Otelin sahibiydi ve oteli de kendisi de yakılarak öldürdü.Cüneyt Aydınlar İstanbul'da katledildi. Tahir Elçi dostumuz faili meçhul cinayetlerin izinden bir hukuk işçisi olarak gidiyordu. Özellikle Diyarbakır'ın orta yerinde 10 yıl önce katledildi. Ve maalesef faili meçhul kaldı. Zeki Tanrıkulu doktor Silvan'da katledildi. Veysi Sızlanan sendikacı arkadaşımız Hrant Dink öldürüldüğünde İstanbul'daydım.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın toplantısı vardı. 10 dakika sonra ulaştığımda daha yerdeydi kendisi. Delik ayakkabısıyla beraber. Fikri amca Her gün büromdaydı. Hemen yanıbaşımızda, buradan 500 metre ileride beyaz bir torosla kaçırıldı. Kızları yarım saat sonra ofisimdeydi, Ben bir saat sonra Saraykapı'daydım, ama savcıyı hemen karşıdaki JİTEM'e götüremedim. Vedat Aydın, aile dostumuz, benim nikâh şahidim. Hemen Ama hemen savcılığa hemen gittik. Nerede olduğunu da biliyorduk. Ama maalesef kimse harekete geçiremedi. Şevket Epözdemir dünyanın en efendi insanı, en efendi avukatı.
Metin Can Elazığ'da. Yani tümüyle tümüyle birlikte çalıştık ve burada onların yasını tutuyoruz. Eğer geçmişle hesaplaşma, yüzleşme, gerçek anlamda Türkiye'nin Kürt meselesini barışla çözme iradesi varsa, o irade ortaya konacaksa, büyük çaba içerisindeyiz. Devlet bu meydanla yüzleşmelidir. Bu meydana, bu annelere adaleti getirmeliyiz. Bu günlerde faili meçhul cinayeti ile ilgili çok konuşuluyor. Buradan Sayın Bakana sesleniyorum.
Evet, faili meçhul cinayetlerle ile ilgili olarak bir daire başkanlığının kurulması önemlidir, değerlidir. Eğer başlayacaksanız, gelin bu meydandan başlayalım. Gelin Vedat Aydın'dan başlayalım. Faili meçhul cinayetlerinin simgesi olan, neredeyse ilk cinayet olan. Oradan başlayalım. Biz hazırız. İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi bütün bilgilerini, belgelerini paylaşmaya hazır. Diyarbakır Barosu bütün bilgilerini, belgelerini paylaşmaya hazır.
Diyarbakır Adliyesinin arşivleri var. Oradan başlayalım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarında adı geçen kamu görevlileri var. Oradan Başlayalım. Eğer gerçek bir iradeniz varsa.

İHD Diyarbakır Şubesi Kayıp Komisyonu Üyesi Avukat Berfin Elçi, Cemal KAVAK’ın hikayesini okudu: Cemal Kavak, Diyarbakır Vergi Mahkemesi'nde memur olarak çalışıyordu. Yargı-Sen üyesi olan ve sendikal faaliyetler yürüten Cemal Kavak; 24 Nisan 1996 tarihinde kahvehanede arkadaşları ile birlikte vakit geçirdikten sonra eve gitmek üzere saat 23.00 sularında Dağkapı-İskanevleri minibüsüne biner. En son Kuruçeşme durağında minibüsten inerken arkadaşları E.Y. ve S.Y. tarafından görülür. O gece evine dönmemesi üzerine ertesi gün işine de gitmediğini öğrenen ailesi, Cemal Kavak’ın kayıp olduğunu ve kendisinden haber alamadıklarını Bağlar Karakol Amirliği nezdinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirir. Ancak Cemal Kavak ile ilgili herhangi bir bilgiye ulaşamazlar.

Tüm hukuksal girişimleri sonuçsuz kalan aile; 26 Nisan’da Diyarbakır Devlet Hastanesi morguna kimliği belirsiz cansız bir bedenin geldiği duyumu üzerine morga gittiğinde oğullarını teşhis eder. Olay yeri inceleme tutanağında; “Cemal Kavak’ın cansız bedeninin Diyarbakır’ın Çınar İlçesine bağlı Yuvacık Köyü yakınlarında, Diyarbakır-Bismil karayolu üzerinde yol kenarındaki sazlıkların arasında boynundan telle boğulmuş bir vaziyette bulunduğu” yazılır. 

Cemal Kavak’ın katledildiği bölgede hangi yönden gidilirse gidilsin iki ya da üç güvenlik kontrol noktasından geçmeden ulaşmanın mümkün olmadığı, yine Cemal Kavak’ın en son görüldüğü yerden çok uzakta bir yerde cansız bedeninin bulunması, faili meçhul bir cinayete kurban giden maktulün zorla kaybedildiğine işarettir. 

Ailenin avukatı, Diyarbakır İdare Mahkemesinde devlet aleyhine tazminat davası açar ancak bu davanın olumlu sonuçlanmaması üzerine 4 Ağustos 1999 tarihinde AİHM’e başvurur. AİHM 6 Temmuz 2006 tarihli kararında, Sözleşme’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin Cemal Kavak’ın ölümü ile ilgili etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığı için usulden ihlal edildiğine, ayrıca etkili bir başvuru hakkı olmadığı için Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verir ve devleti tazminat ödemeye mahkûm eder.

Kaç yıl geçerse geçsin, Cemal KAVAK için, tüm kayıp ve siyasi cinayetlere kurban gidenler için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz.