902. HAFTA: SELİM, HASAN VE CEZAYİR ÖRHAN'IN AKIBETLERİ SORULDU!

902. HAFTA: SELİM, HASAN VE CEZAYİR ÖRHAN'IN AKIBETLERİ SORULDU!

Şubemiz ve Kayıp Yakınları, “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” eyleminin 902. haftasında; 24 Mayıs 1994 tarihinde, Diyarbakır'ın Kulp ilçesinin Çağlayan Köyünde gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan Selim, Hasan ve Cezayir ÖRHAN'ın akıbetini sordu.

Eylemde konuşan kayıp yakını Adnan Örhan; 902 haftadır kayıp yakınları olarak bu mücadeleyi sürdürüyoruz ve failler yargılanıp yakınların kemiklerine ulaşıncaya dek bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Birçoğumuzun yakınının dosyası maalesef takipsizliğe alındı. Bir komisyon kurulsun ve bu failler açığa çıkarılarak yargılansın. Siz faillerin kim olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Çünkü elimizde tanıklar ve belgeler var. İlgililerin ve yetkililerin bu konuda bir an önce adım atmasını istiyoruz” dedi.

Ardından İHD Diyarbakır Şubesi Kayıp Komisyonu Üyesi Berfin Elçi,Selim, Hasan ve Cezayir Örhan'ın hikayelerini paylaştı: Bolu Komando Tugayı’na bağlı askeri birlikler, 6 Mayıs 1994 tarihinde Diyarbakır’ın Kulp İlçesi Deveboyu Mezrası’na baskın yapar. İmama ‘minareden köylülerin cami önünde toplanması’ için anons yaptırılır. Askerler tarafından cami önünde toplanan köylülere “evlerinin yakılacağını” ama öncesinde eşyalarını toplamaları için izin verileceği söylenir. Ancak köylülerin eşyalarını taşıması tamamlanamadan evler ateşe verilir. 24 Mayıs 1994 tarihinde askerler tekrar köye gelir. O sırada köyde bulunan 46 yaşındaki Selim, 40 yaşındaki Hasan ve 17 yaşındaki Cezayir Örhan gözaltına alınır. “Onları nereye götürüyorsunuz?” diye soran ailelerine askerler “Yolda bize rehberlik edecekler, sonra bırakacağız, merak etmeyin” cevabını verirler. Salih Örhan ertesi gün Zeyrek Jandarma Komutanlığına giderek kardeşleri Selim ve Hasan ile yeğeni Cezayir'i sorar. Zeyrek Jandarma Komutanı Ahmet Potaş, söz konusu kişilerin Kulp'a götürüldüklerini söyler. Salih Örhan, bu sefer Kulp Jandarma Komutanı Ali Ergülmez ile görüşür ancak Ali Ergülmez konuya ilişkin bilgisi olmadığını söyler. Bölgedeki karakollardan cevap alamayan Salih Örhan, Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına, OHAL Valiliğine, Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı'na, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına resmi başvurular da bulunur. Selim Örhan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görevli savcı Mustafa Atagün’e ifade verir. Selim Örhan’ın anlattıkları karşısında çok sinirlenen savcı “Devletin insanların kaybolmalarına neden olduğunu nasıl iddia edebilirsin?” diyerek onu azarlar. Selim, Hasan ve Cezayir Örhan’ın gözaltına alındığına, önce Serik karakoluna ardından Lice jandarma karakoluna son olarak da bir kısmı işkencehaneye çevrilen Lice Yatılı Okulu’na götürüldüğüne dair tanıklık edenler olur. Ancak Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 8 Haziran 1994 tarihinde başlattığı soruşturmada, gözaltı kayıtlarında Selim, Hasan ve Cezayir Örhan’ın adlarının yer almadığı gerekçesiyle soruşturmaya yer olmadığı kararı verilir.

Tüm girişimleri sonuçsuz kalan Örhan Ailesi, İHD Diyarbakır Şubesi avukatları aracılığıyla AİHM’e başvuru yapar. 6 Kasım 2002 tarihinde AİHM, Türkiye’yi Selim, Hasan ve Cezayir Örhan’ın gözaltında kaybedilmesinden sorumlu tutar. 2003 yılında Selim ve Hasan Örhan'a ait kemikler Kulp'a bağlı Bağcılar köyü yakınlarında bir toplu mezarda bulunur. Cezayir Örhan’dan ise bir haber alınmaz. İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda kimlik tespiti çalışması yapılan Selim ve Hasan Örhan’a ait kemikler 16 Temmuz 2004’te postayla Kulp Savcılığı’na gönderilir. Ancak defnetmek için kemikleri isteyen aileye Savcılık kemiklerin kaybolduğu bilgisini verir. Aile ve İHD’nin altı yıllık arayışının ardından Örhan’lara ait kemiklerin, aynı toplu mezardan çıkan 6 kişiyle birlikte topluca kimsesizler mezarlığına gömüldüğü anlaşılır. Faillerin tespiti ve yargılanmaları için her ne kadar savcılığa başvuru yapılmışsa da dosyada etkin bir soruşturma yapılmaz ve dosya zamanaşımına uğrar. Bu dosyanın zamanaşımına uğraması, sadece hukuki bir sürecin sonu değil; aynı zamanda adaletin inkârıdır. Kaybedilenlerin akıbeti aydınlatılana ve failler cezalandırılıncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz.