905. HAFTA: MEHMET EMİN AYHAN VE HAMİT PAMUK’UN FAİLLERİ SORULDU!

905. HAFTA: MEHMET EMİN AYHAN VE HAMİT PAMUK’UN FAİLLERİ SORULDU!

Şubemiz ve Kayıp Yakınları, “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” eyleminin 905. haftasında; 10 Haziran 1992’de Silvan’da evinin önünde uğradığı silahlı saldırıyla yaşamını yitiren Dr. Mehmet Emin Ayhan ile 21 Haziran 1993’te Diyarbakır Bağlar ’da maskeli kişilerce katledilen sağlık emekçisi Hamit Pamuk’un faillerini sordu.

Eylemde konuşan İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Ercan Yılmaz şunları söyledi: Kıymetli kayıp yakınları, sivil toplum örgütünün değerli temsilcileri, hepiniz kayıplar bulunsun, failler yargılansın talebiyle gerçekleştirdiğimiz adalet arayışımıza hoş geldiniz. 905. haftadayız.

Yıllardır bu alanlarda Devletin paramiliter güçleri tarafından bizati bir organizasyon kapsamında zorla kaybedilen, faili meçhul cinayetlere kurban giden insanların akıbetini soruyoruz. Yaşanan bu ağır insan hakları ihlalleri ile yüzleşilmesini talep ediyoruz.

Bu meydanlarda okuduğumuz hikayeler, bu taşıdığımız fotoğraflar toplumun birçok kesiminin bu ağır suçlardan müzdarip olduğunu, bu ağır suçların mağduru olduğunu bize göstermiştir. Bu hafta sizlerle hikayesini paylaşacağımız her iki hikaye de sağlık emekçisi Yurttaşların maruz kaldığı ihlallerin bir göstergesi olacak.

Bu hikayeleri bugün burada ilk defa paylaşmıyoruz. Bu hikayelerin, yaşanan bu ağır suçların tanıkları var. Bu konuda açılan soruşturmalar var. Ancak ne yazık ki bugüne kadar etkili soruşturmalarla bu suçlar açığa çıkarılamadı. Az önce buraya gelmeden önce Adalet Bakanı atmış olduğu bir tweetle karşılaştık.

Faili meçhul cinayetlere ilişkin biliyorsunuz kurulduğu söylenilen bir daire başkanlığından söz ediliyor ve bugün 2010 yılında Manisa'da gerçekleştirilen yaşanan bir olayın aydınlatıldığı ile ilgili kamuoyuna bir bilgi verildi. Tabii ki biz insan hakları savunucuları olarak işlenen bütün suçların tüm detaylarıyla ortaya çıkarılması gerektiğini vurguluyoruz. Bu konuda bir ayrım yapılmaması gerektiğini de belirtiyoruz.

İşte bugün sizlerle paylaşacağımız 1992 ve 1993 yıllarında meydana gelen Mehmet Emin Ayhan ve Hamit Pamuk vakalarının da aynı titizlikle aradan geçen 32 yıla rağmen herhangi bir soruşturmalarında herhangi bir ilerleme kat edilmeyen bu iki vakanın da açığa çıkarılmasını istiyoruz.

Ardından söz alan Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Veysi Ülgen ise şu ifadeleri kullandı: Evet dostlar, Haziran ayı gerçekten de kayıplarımızın yoğun olduğu bir ay. 92'de önce Mehmet Emin Ayhan ondan bir yıl sonra da Hami Pamuk ve diğer nice kayıplar gerçekten de Haziran ayı bizim için çok önemli.

Şimdi 92 yılında hepimiz biliyorsunuz o dönem Ahmet'te hekim olarak çalışmak sağlık emekçisi olarak çalışmak gerçekten de ateşten gömlek giymeye benziyordu. O dönem Şehir merkezinde bile dahiliye uzmanlarının parmakla sayılacak kadar çalıştığı bir dönemdi. Mehmet Emin Ayhan bir dahiliye uzmanı olarak Silvan'da çalışıyordu. Ve Silvan'da ölüm kol geziyordu.

Sürekli masum insanlar işine giderken ya da işten dönerken vuruluyordu. Hiçbir şekilde o dönem o insanları vuranlar tespit edilemiyordu. Nedense şehir Merkezinde insanlar bir şekilde bir kör bir kuşun dedikleri ama aslında işte kör olmayan kuşunlarla vuruldukları günlerdi.

Mehmet Emin Ayhan bir dahiliye uzmanı olarak çalışıyordu ve tüm tehditlere rağmen kesinlikle Silvan'ı terk etmedi. Silvan'da iyi hekimlik yapmaya çalıştı. O dönem halkın yaralarını sarmaya çalıştı. O dönem kendi bilgi ve birikimini halkıyla paylaştı.

Ama Bu anlamda bu bu emeği yürütenlere karşı düşman olanlar tehdit ettiler onu ve Silvan'dan gitmesi için onu onun ve diğer hekimlere diğer sağlık emekçilerine tehditler savurdular. Ancak Mehmet Emin Ayan hiçbir yere gitmedi ve çalışmaya devam etti.

Çünkü hekim olmak istiyordu ve sadece o dönem hekimlik yapıyordu ki Hipokrat yemine göre bir hekimin nasıl çalışması gerektiğini ortaya koyuyordu. Ancak karanlık güçler, fetihçiler bir gün onu eşinin yanında vurdular. Ve Mehmet Emin Ayhan'ın birini kaybettik. Onu fiziken kaybettik.

Ama onun gerçekten de hekimlik mesleği ve demokratik mücadeledeki mesleği verdiği çabayı her zaman hatırladık. Hala da hatırlıyoruz. Yıllar sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi can güvenliğini korumadı gerekçesiyle Türkiye'yi bu cinayetten mahkum etti. Yine bir diğer sendika emekçisi, sağlık emekçisi Hamit Pamuk gerçekten de Mehmet Emin Ayhan gibi sadece halkına Hizmet için vardı.

Aynı zamanda örgütlü mücadeleye inanıyordu. Sendika mücadelenin her aşamasında yer alıyordu. 90'lı yılların fiili ve meşru sendika mücadelesinin en önemli militanlarından biriydi. En son 1993 1 Mayıs'ında bildiri okumuştu. Bir Üniversite Sınav Test'inde 1 Mayıs'ta İşçi ve Emekçi Bayramı için bildiri okumuştu. En son çalışması buydu.

Onu da yine bir Haziran günü yine kurşunlarla fiziki olarak aramızdan aldılar. Biz her zaman bunların tetikçilerle değil onları ölüme sürükleyen sistemi, düzeni mahkum etmek için mücadele ediyoruz.

Biz diyoruz elbette failler de bulunsun yargılansın ama asıl bu faillerin bu cinayetleri kolay işleyebildiği süreçler savaş ortamı, çatışma ortamı, antidemokratik ortam Son bulması için mücadele ediyoruz. Bu anlamda hala da biz barış onurlu bir barış diyoruz ve hala da bir daha savaşın olmaması gerektiği üzerinde çaba harcıyoruz.

Ve diyoruz ki failler tabii ki yargılansın. Tabii ki failler bulunsun. Tabii tabii ki kayıp yakınlarının mücadelesinin yanında yer alınsın. Ama aynı zamanda barış, aynı zamanda demokrasi, aynı zamanda Kürt sorununun demokratik çözümü Mutlaka gerçekleşsin'' dedi.

Daha sonra söz alan SES Amed Şube Başkanı Mehmet Nur Ulus Kürtçe olarak şunları söyledi: 30 yıldan fazladır kayıp yakınları kayıplarının kemiklerini arıyor. Bu istek anne sütü gibi helaldir. Sağlıkçılar yaşam için mücadele eder, huzur için mücadele eder, bundan dolayı bir savaş ya da kayıp olayında tavır göstermelidir çünkü biz yaşam sözü verdik. Mehmet Emin AYHAN ve Hamit PAMUK’ta yaşam için mücadele verirken katledildiler, onurlu bir yaşam için mücadele ettiler. Biz de sonuna kadar bu mücadeleyi büyüteceğiz.

Daha sonra söz alan TTB Merkez Konsey Üyesi Mehmet Şerif Demir şunları söyledi: Değerli arkadaşlar, hepinizi Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi adına saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle yıllardır kayıp yakınlarının sürdürdüğü mücadelenin karşısında saygıyla eğildiğimizi ve her defasında Aslında da aslında tekrardan bu mücadelenin yanında olduğumuzu dile getirmek istiyorum.

Aslında başta da dile getirildiği gibi yıllardır devam eden ve her haftası bir hikayesinin okunduğu bu kayıp yakınlar bu faali meşhurların yani yıllarca bu ülkede yaşanan savaşın, şiddetli ortamının, çatışmalı ortamın getirdiği hikayelerdir aslında. Tam da bu aslında bu ülkenin bir fotoğrafıdır. Savaş ortamının, antidemokratik ortamının barışın olmadığı bir ortamda getiriliridir bunlar yani.

Ama aynı zamanda hiç yılmadan devam eden bir mücadele de buradalardır yani. Dolayısıyla bu mücadelenin ne kadar önemli olduğunu ve bütün mücadelelerin de bir destek verdiği, bir öncelik verdiğin bir şeydir. Kayıp yakınları mücadelesi. Cumartesi annelere mücadelesi.

Bugün bu kayıp yakınlarının ve ki aslında bugün andığımız Mehmet Emin Ayhan'ın da aslında yıllardır verilen mücadelesinde de önceki arkadaşlarımız da dile getirdiği gibi insan hakları mücadelesini, halkına, toplumun haklarına mücadelesini yanında olan Ve bunu yürüten Mehmet Ayhan, Mehmet Emin Ayhan gibi aslında sağlık hakkı mücadelesini halkın toplum sağlığı mücadelesini yürüten ve aynı zamanda bunun da bir sağlığın olabilmesi için bir toplum sağlığından bahsedeceksek bunun güvenli bir ortamın, demokratik bir ortamın, barışın olduğu bir ortamın gerekli olduğunu dile getirmişti.

Bugün bizler aynı şeyi söylemeye çalışıyoruz aslında. Ve yıllarca aslında 90'lı yılların karanlık ortamında bu Arkadaşlarımız, bu yoldaşlarımız aslında buna karşı buna sahip çıktığı için bu savaş ortamına karşı çıktığı için aramızdan alındı. Faili meçhuller gidildi. Bugün tekrardan bunu söylüyoruz. Savaşın olduğu yerde insanlar ölür, kadınlar ölür, çocuklar ölür. Sağlıklı bir ortamdan bahsedemeyiz.

Bir hayattan, bir yaşamdan bahsedemeyiz. O yüzden bugün bir savaş ortamı ortadan kalkmış hepimizin aslında istediği Ve desteklediği bir ortamdır. Ama bunun demokratik bir ortamın onurlu bir barışa halkın yararına toplumun yararına dönüşecek bütün halkların yararına dönüşecek bir ortamın oluşması gerekiyor. Dolayısıyla bu süreçlerin de aslında samimi bir ortamda ve şeffaf bir ortamında ve bir adımların bazı adımların atılması gerekiyor.

Bu adımların en öncesinde de aslında tam da buradaki her hafta yapılan cumartesi anilerinin kayıp yakınlarının oruç çektiğini aslında yaş Kalanların ortaya çıkartılması, bunlarla hesaplaşılması, şeffaf bir ortamın oluşması, buradan başlatmadığı sürece ne toplum ne de bizler buna bu var olan sürece tabii ki yani hani hani inanmamız ve destek olmamız ister istemez eksiklikler kalıyor.

O yüzden bugün bir ortam oluşacaksa ve bugün işte Adalet Bakanlığı'nda attığı bir tweet üzerinden daha sayıcı olabilecekse aslında burada Barış Anneleri'yle cuma Parti seneleriyle, kayıp yakınlarıyla bir an önce bir araya gelip ve yıllarca mücadelesini tanıdıklarını ve bunu ortaya çıkarılması için her türlü şeffaf bir ortamın yapılacağını dile getirilmesi ile başlayacaktır. Son olarak tekrardan dile getirmek istiyoruz.

Bizler bu mücadelenin yanında olduğumuzu, sonuna kadar da devam edilmesi gerektiğini ve aynı zamanda barış mücadelesini, demokrasi mücadelesini de sağlık hakkı mücadelesinin bir parçası olduğunu Ve sonuna kadar da devam edeceğimizi dile getirmek istiyorum. Teşekkürler.

Ardından İHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ali İhsan Demirtaş, Mehmet Emin AYHAN ve Hamit PAMUK'un hikayelerini okudu: 1954 Nusaybin doğumlu Mehmet Emin Ayhan, Silvan Devlet Hastanesi’nde tek uzman
doktor olarak görev yapmaktaydı. Halkla kurduğu güçlü diyalog ve yardımsever kişiliği
sayesinde, bölge halkı tarafından sevilen ve saygı duyulan bir isim hâline gelmişti. Bu durum,
o dönemde Silvan’da yeni yapılanmakta olan Hizbullah örgütünün dikkatini çekti ve Mehmet
Emin Ayhan’ı hedef hâline getirdi.
10 Haziran 1992 tarihinde, bayram akşamı eşiyle birlikte arkadaş ziyaretinden evlerine
dönerken, evinin önünde silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti. Ailesinin tüm hukuki
girişimlerine rağmen, olayın üzerinden geçen uzun yıllara karşın cinayet hâlen faili meçhul
olarak kalmıştır.

 1961 Kulp doğumlu Hamit Pamuk, 1985 yılında Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde röntgen
teknisyeni olarak göreve yapmaktaydı. Aynı zamanda sendikal örgütlenme faaliyetlerinde aktif
bir rol üstleniyordu. Halkla kurduğu samimi ilişkiler ve duyarlı tavırları sayesinde çevresinde
sevilen, saygı duyulan bir kişilik olarak tanınıyordu. Ancak bu ilişkiler ve çalışmaları bazı
çevreleri rahatsız etmiş ve bu nedenle sık sık tehdit almaya başlamıştı.
1 Mayıs 1993 tarihinde, Dicle Üniversitesi Hastanesi önünde sağlık emekçilerinin 1 Mayıs
kutlamaları sırasında bildiri okurken polis müdahalesiyle karşı karşıya kaldı; elindeki bildiriler
toplandı ve kendisi açık bir şekilde tehdit edildi.
21 Haziran 1993 günü saat 20.00 sularında, Diyarbakır’ın Bağlar semti Emek Caddesi’nde üç
silahlı ve yüzleri maskeli güvenlik görevlisinin saldırısı sonucu Hamit Pamuk ve çocukluk
arkadaşı, esnaf İkram Han hayatını kaybetti. Olayda, öğretmen olan arkadaşları İmam Taşçı ise
ağır yaralandı. Ailelerin tüm hukuki girişimlerine rağmen, Hamit Pamuk ve aynı saldırıda
yaşamını yitiren İkram Han'ın dosyaları bugüne kadar faili meçhul olarak kaldı.
Kaç yıl geçerse geçsin M Emin AYHAN ve Hamit PAMUK için adalet istemekten asla
vazgeçmeyeceğiz.