Şubemiz ve Kayıp Yakınları, “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” eyleminin 907. haftasında; 29 Haziran 1992 tarihinde, Diyarbakır Lalebey sokakta kimliği belirsiz kişiler tarafından uğradığı silahlı saldırı sonucu katledilen Ramazan Yüce'nin faillerini sordu.
İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Fırat Akdeniz, eylemde yaptığı konuşmada şunları söyledi: Oturma eylemimizin 907. haftasında bir kez daha burada bir aradayız. Bilindiği gibi yaklaşık 2 yıldır süren bir barış süreci var. Her şeyden önce bu 2 yıllık süre zarfında çatışmaların yaşanmıyor olması, ölümlerin yaşanmıyor olması ve cenazelerin yerden kalkmıyor olması çok kıymetli, çok değerlidir.
Yaklaşık 40 yıldan fazladır yaşadığımız bu Kürdistan coğrafyasında çatışmalar sonucunda binlerce insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan devlete ve devlete bağlı paramiliter güçler tarafından gözaltında zorla kaybedildi. Binlerce insan faili meçhul cinayetlere, yargısız infazlara gidildi. Binlerce köy yakıldı. Yüz binlerce insan zorunlu göçe tabi tutuldu.
Ve bütün bunların sonucunda da bütün bu 40 yıldan fazla süren savaşı sonucunda büyük yıkımlar, büyük acılar yaşandı. Ama her şeyden önce bugün bu zaman diliminde barışa daha yakınız. Barışı konuşuyor olmamız şüphesiz ki çok kıymetli, çok değerlidir.
Bizler yıllardır bu meydanlarda hem insan hakları savunucuları olarak, hem kayıp yakınları olarak sadece kendi kayıplarımızın akıbetini sormak için bu bu meydanlarda mücadele etmiyoruz. Aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleşmesi, barışa olan özlem, adalet duygusunun da mücadelesini veriyoruz.
Eğer bugün toplumsal bir barıştan bahsedeceksek, eğer bugün samimi bir barıştan bahsedeceksek, bunun bir yolu da Cumartesi Anneleri'nin taleplerinden geçer. Çünkü şuna çok iyi inanıyoruz, şunu çok iyi de biliyoruz. Barışın yolu Galatasaray Meydanı'ndan geçer. Barışın yolu tam da burada, bu meydandan geçer.
Gerçek anlamda bir barış sağlanacaksa biz mezarsız ölülerimizle yüzleşeceğiz. Çünkü bizler kefensiz ve mezarsız ölülerimize bir yer bulmak zorundayız. Eğer mezarsız ölülerimize bir yer bulamazsak, birlikte bir arada yaşama şansımız da zayıf kalır. Bu yüzden yıllarca bu meydanlarda, yanı başımızda bu mücadeleyi veren birçok annemiz maalesef bugün hayatta değil.
Onlar da yıllardır bu meydanlarda kendi evlatlarının akıbetinin mücadelesini verdiler. Hep yollarını gözlediler. Belki bir gün gelirler diye. Ama en sonunda o anneler "Artık evladımın bir kemiğine dahi razıyım." dediler. Ve maalesef o annelerimiz o evlat hasretine kavuşmadan gözü açık bir şekilde bu dünyadan göçüp gittiler. Geride kalan annelerimiz kendi evlatlarına kavuşmadan ölmek istemiyorlar.
Bu yüzden söylüyoruz. Şu hayatta bir insana yapabilecek en büyük kötülük ona kayıp duygusunu, ona mezarsızlık duygusunu yaşatmaktır. Çünkü kayıptan öte acı yok. Çünkü kayıptan öte zulüm yok. Çünkü kayıptan öte katliam yok. Her zulmün, her katliamın bir açıklaması var. Ama mezarsızlığın, ama gözaltında kaybetmenin bir açıklaması yok. Bu yüzden söylüyoruz.
Bugün aramızda olmayan ve gözü açık bir şekilde bu dünyadan göçüp giden annelere olan sözümüzdür. Son kayıbımızı bulana kadar, faillerden hesap sorana kadar bu mücadelemizden asla ama asla vazgeçmeyeceğiz.
Daha Sonra Amed Eğitim Sen 2 nolu Şube Eşbaşkanı Serhat Kılıç Kürtçe olarak şunları söyledi:
90'lı yıllarda ben çocuktum ama emek mücadelesi vardı. O dönemin sendika çalışanlarından duyuyoruz. Diyorlar ki: ''Sendikanın telefonları çalınca içimize korku girerdi. Her gün bir arkadaş saldırıya uğrardı bu şekliyle mücadeleyi devam ettirmişler. Ramazan Yüce'de bu şekilde bir çalışandı ve katledildi. Katledildikten sonra da ailesine saldırılar devam etti. Şimdi biz kuruma girince kayıplarımızın fotoğrafları bizi karşılıyor. Toplantı yaptığımızda onların fotoğrafları altında toplanto yapıyoruz. Onlar kurumlarımızın sahipleri. Onlar bize ölçü koyanlardır, şehitlerimizdir. Buradan tekraren söylüyoruz. Kayıpların akıbeti ve failleri bulunmalı. Ancak bu şekilde birbirini affetme gerçekleşir.
Ardından İHD Diyarbakır Şubesi Kayıp Komisyonu Üyesi Berfin Elçi, Ramazan Yüce'nin hikayesini okudu:
Diyarbakır’ın Silvan İlçesinde ikamet eden Ramazan Yüce evli ve 7 çocuk babasıydı. Ramazan Yüce, Silvan Yatılı Bölge Okulunda Hizmetli kadrosunda görev yapıyordu.
Ramazan Yüce, 1980 darbesinden sonra gözaltın alınır. Yoğun bir işkence döneminden sonra serbest bırakılır. Daha sonrasında yine defalarca gözaltına alınıp serbest bırakılır.
1991-1997 yılları arasında Silvan ilçesinde yoğun bir faili meçhul cinayetler dönemi yaşanıyordu. Hizbullah Örgütü, o dönemde devletin sınırsız desteğini arkasına alarak özellikle ilçe merkezde sivil halka yönelik yüzlerce faili meçhul cinayete karışır. Bu cinayetlere kurban gidenlerden biri de Ramazan Yüce olur.
Ramazan Yüce’nin büyük kızı da o dönemde Hizbullah saldırısı sonucu ağır yaralanarak kurtulur. Aile o dönmede sürekli baskı ve tehdit altında olur.
29 Haziran 1992 tarihinde Ramazan Yüce dışardan liseyi bitirme sınavı için Diyarbakır’a gider. O sabah eşine “ben gidiyorum, ama kötü rüyalar gördüm, bana bir şey olursa nişanlı olan kızımı evlendirin” der.
Diyarbakır’dan Silvan’a gelmek üzereyken kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce Lalebey Sokak’ta arkadan silahlı saldırıya uğrar. Ramazan Yüce orada hayatını kaybeder.
Cenazesi Silvan ilçe merkezine kaldırılarak defin edilir. Taziyenin yoğun kalabalık geçmesinden dolayı, yine o dönemin karanlık güçleri tarafından cenaze töreninde saldırı gerçekleştirilir. Olay o tarihten günümüze faili meçhul olarak kayıtlara geçer.
Bir kez daha burada gerçeklerin ortaya çıkarılması ve sorumluların tespit edilip yargı önüne çıkarılarak cezalandırılmasını istiyoruz. Bundan tam 34 yıl önce bu kentin dar sokaklarından birinde katledilen Ramazan Yüce İçin adalet istiyoruz.