912. HAFTA: MESUT DÜNDAR’IN FAİLLERİ SORULDU!

Şubemiz ve kayıp yakınları, “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” eylemimizin 912. haftasında;1992 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde gözaltına alınıp işkenceyle katledilen zihinsel engelli Mesut Dündar’ın faillerini sordu.

Eylemde konuşan İHD Diyarbakır Şube Genel Sekreteri Fırat Akdeniz: 90lı yılların karanlığında, faili meçhullerin, gözaltında kaybedilmeler rutin haline getirilmişti. Herkesin gördüğü uluorta yerlerde kaybedildiler. O dönemin karanlığında bu vahşetin karşısında susmayan İnsan Hakları Derneği ve bir avuç cesur kayıp yakını Galatasaray Meydanı'nda itirazlarını yükselttiler. 31 yıldır her şart altında kayıplarımızın, bizden alınan sevdiklerimizin faillerinden hesap sormak için bu alanlarda mücadele yürütüyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin annelerimiz ve insan hakları savunucuları bu mücadeleden vazgeçmeyecek. dedi.

Ardndan İHD Diyarbakır Üyesi Av. Berfin Elçi Mesut Dündar'ın hikayesini okudu: 

Mesut Dündar, Şırnak’ın Cizre ilçesinde ikamet ediyordu. Çocukken menenjit hastalığına yakalanmış ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle tedavi olmadığı için zihinsel engelli olarak yaşamanı sürdürmek zorunda kalmıştı.

Mesut Dündar, Cizre ilçesinde yapılan gösterilerde sarı, kırmızı, yeşil flamaları taşıdığı için 3 kez gözaltına alınmış ve yoğun işkencelere maruz kalmıştı. 1992 yılının Temmuz ayında Cizre Emniyeti’ne bağlı polisler, ailesi ile birlikte yaşayan Mesut’un evine baskın yapmış ve aileye; “Mesut’u Elazığ akıl hastanesine götürmek için geldiklerini” söyler. Polisler, Mesut ve babasını evden alarak götürür. Daha sonra Mesut’u Cizre Hastanesine yatırırlar. Ancak Mesut, korkup hastane camından atlayarak kaçar.

 

            Polis, 3 gün boyunca Mesut’un babasını da yanlarına alarak civar köylerde Mesut’u arar. Mesut Dündar’ı bulamayan polisler, babasını 3 gün boyunca yoğun işkenceden geçirir. Babasına, oğlunu getirmemesi durumunda ölümle tehdit edilir. Baba, onu getireceğine dair söz verince polislerce serbest bırakılır. Mesut Dündar eve geri dönmez, ancak her gün ailesini telefonla arar. Bu sırada polisler de her gün evlerine baskın yapıyordu. Mesut’un ailesini telefonla aradığı günlerden bir gün, polisin eve baskın yapmaması üzerine aile Mesut’un yakalandığını düşünür.

            6 Eylül 1992 tarihinde Mesut Dündar’ın cesedi, Sulak köyü Şeyh Değirmenci Su Değirmeni’nin yanında elleri arkadan bağlı boğulmuş bir halde bulunur. Sulak köyünde olayı gören çok sayıda görgü tanığının beyanlarına göre; Mesut’u olay yerine getiren biri polis 3 silahlı sivil giyimli kişilermiş. Olay yerine gelen askerler, cesedin altında bir bubin tuzağı olabileceği gerekçesiyle cesedi bir zırhlı personel aracının arkasında sürüklenir.

            Özgür Gündem Gazetesi’nin 19 Kasım 1992 tarihli manşet haberinde “insanlık Sürükleniyor” fotoğrafı uzun yıllar hafızlarda unutulmaz. Mesut Dündar’ın cesedinde yoğun işkencelerden kaynaklı, kesiğe bağlı çok sayıda yara izine rastlanır. Daha sonra ceset ailesine teslim edilir.

            Mesut’un infazıyla ilgili Savcılık, ailenin ifadesine başvurmaz. Sadece baba ve oğlunu gözaltına alan polis, babaya ‘Düşmanınız var mıydı? Kimden şüpheleniyorsunuz? Şeklinde sorular sorarak ifadeleri alınmış gibi yapılır.

            Aile, 13 Eylül 1994 tarihinde Cizre Cumhuriyet Savcılığı’na yazılı başvuruda bulunur. Cizre Cumhuriyet Savcılığı, 12 Nisan 1996 tarihinde ailenin ifadesine başvurur. İfade başvurusunun nedeni, davanın 3 Mart 1995 tarihinde AİHM Komisyonuna başvurulmuş olmasıydı. Göstermelik bir soruşturma yapıldığı anlaşılır. AİHM, 2005 Yılında Mesut Dündar davasında ‘yaşam hakkı ihlalinden’ Türkiye’yi mahkûm eder.

 Kaç yıl geçerse geçsin Mesut Dündar için ve diğer tüm kayıplarımız için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz.