Şubemiz ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, Failler yargılansın” eylemimizin 922. haftasında; 9 Ekim 1993 tarihinde Kulp Alaca köyünde Askerler tarafından 8 gün boyunca gözaltında tutulduktan sonra zorla kaybettirilen 11 köylünün faillerini sordu.
İHD Amed Şube Sekreteri Fırat Akdeniz eylemde yaptığı konuşmada şunları söyeldi: Bugün 10 Ekim 2015 yılında Türkiye'nin en güvenilir, en korunaklı şehirlerinden biri olan Başkent Ankara'nın göbeğinde elini kolunu sallaya sallaya yüzlerce kilometreden üzerine onlarca kilo patlayıcılarla birlikte Ankara'nın göbeğinde 103 yurttaş Katledilmesine sebep olan Gar Katliamı'nın bugün yıldönümü.
Ve maalesef aradan 11 yıl geçmesine rağmen hala Ankara Gar Katliamı'ı adalet bekliyor. O dönemin siyasi yöneticileri bu bir örgüt işidir. Oylarımız arttı diye sevinenler maalesef o gün bugündür ne tarih önünde ne de adalet önünde hesap vermiş değiller.
Bir kez daha o günün karanlığında katledilen yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz. Değerli basın emekçileri tam 31 yıldır bu meydanlarda zorla bizden alınan sevdiklerimizin canlarımızın akıbetini soruyoruz. Tam 31 yıldır bu meydanlarda gözbebeklerimiz için adalet talep ediyoruz.
Bu sevdiklerimiz çoğu zaman Devlet ve devlete bağlı paramiliter güçler tarafından herkesin gözü önünde, gündüz ortasında zorla gözaltına alındı ve yok edildiler. Ve bizler 31 yıldır bu meydanlarda haykırıyoruz. Sevdiklerimizin akıbetini soruyoruz.
Maalesef 31 yıldır bu bütün tanıklara rağmen, bütün delilleri ispatlamamıza rağmen, bütün görgü tanıklarına rağmen mahkemelerde ki sunduğumuz belge bilgilere rağmen hatta hatta göz altında resmi işlemler olmasına rağmen inkar edilen ve o gün bu gündür adalet bekleyen sevdiklerimizin, canlarımızın akıbetini soruyoruz. Onlar için adalet talep ediyoruz.
Tabii ki bu yeni değil bu cezasızlık politikası. Tam 100 yıl önce bu topraklarda Şeyh Seyid İsyan'ından sonra Şarkı Sad planının hayata geçirilmesiyle birlikte 100 yıllık süren bir mirastı bu cezasızlığın. politikası maalesef. Ve 100 yıldır bu gözaltına zorla kaybedilen ve bu toprakların altında yatan kefensiz, mezarsız ölülerin Adaletini arıyoruz.
Adalet onların kayıtları için kaybedilmeleri için onlar için burada her hafta genzimizi yakarak onlar için maalesef adalet talep ediyoruz ama hiçbir zaman adalet tecelli etmedi. Hiçbir zaman adalet bu kayıtlarımızın faillerini cezalandırmadı.
Tıpkı bugün sizlerle paylaşacağımız Diyarbakır'ın Kulp ilçesinde 10.000 köylünün 8 gün boyunca Murat operasyonunda devletin gözaltında tutulduğu kırsal anında elleri bağlı ve tam 8 gün boyunca da kendilerine aileleri tarafından yemek götürüldüğü ve 8-9 Ekim'den sonra kaybedilen ve bir daha akıbetini bilemediğimiz kayıplarımız için bugün buradayız.
Bu 8 11 yurttaşın 8 gün boyunca tutulduğu esnada Aileler tarafından her gün yemek götürüldü onlara. Ve en son yemek götürülürken amcam içinde amcamın da bulunduğu yengeme amcam şunu söylüyor. Bir vedalaşma da bulunuyor ve bir daha bize yemek getirmeyin diyor. Ve o gün bugündür bir daha haber alamadığımız 11 köylünün akıbetini soruyoruz.
Maalesef bu 11 köylü de bu 100 yıllık süren cezasız politikasının çok bariz, çok aleni bir örneğin örneklerinden biridir. Herkesin gözü önünde o insanlar gidip götürülüp yok edildi. Ve o failler hala korunuyor ve o failleri maalesef çoğu zaman hala televizyonlarda bu işin aktörlerini görüyoruz ve canımız acıyor maalesef. Ve bizler her seferinde şunu söylüyoruz. 31 yıldır haykırıyoruz.
Ne olursa olsun, koşullar, şartlar ne olursa olsun biz de bu sevdiklerimizden vazgeçemeyiz. Eğer onlardan vazgeçersek insanlığımızdan da vazgeçemeyiz. Bu yüzden söylüyoruz. Bizler ölülerimizden vazgeçemeyiz. Onların bugün hayatta olmadığını biliyoruz. Ama yaşat yaşadığına dair de bir umudumuz yok. Öldüğüne dair de en ufak bir umre bile yok.
Ama maalesef maalesef bizler bu yüreği yaralı yüreğimizle, bu acılı yüreğimizle her hafta burada onlar için adalet talep ediyoruz. Ama şunu da söylemeden edemeyeceğiz. Son kaybımız bulana kadar bu mücadeleden asla ama asla vazgeçmeyeceğiz. Değerli basın emekçileri şimdi de 9 Ekim 1993 yılında gözaltına zorla kaybedilen 11 köylünün öyküsünü yönetim kurulu üyemiz Murat Yüksek sizlerle paylaşacağım.
Şimdiden bugün de burada bizlere dayanışma duygusunu gösteren, her seferinde, her koşulda bize bu güç veren insan hakları savunucularına, sivil toplum kuruluşlarına, dostlarımıza bir kez daha teşekkürlerimizi ilettik.
Daha sonra İHD Amed Kayıp Komisyonu Üyesi Murat Yüksek Kulp Alaca köyünde Askerler tarafından zorla kaybettirilen 11 köylünün hikayesini okudu.
M Salih Akdeniz, Diyarbakır’ın Kulp ilçesi İnkaya köyünde ikamet ediyordu. 68 yaşında ve köyün muhtarı olan M Salih Akdeniz çevresinde sevilen ve misafirperverliğiyle bilinen biriydi. Köyü çiftçilik ve hayvancılıkla uğraştığından yazın Kulp-Muş sınırında bulunan Alaca köyüne bağlı Şenyayla bölgesine göç eder, Ekim-Kasım ayı içerisinde ise tekrardan köye inerlerdi.
1993 yılının Eylül ayında Alaca köyüne bağlı Şenyayla bölgesinde Tuğgeneral Yavuz Ertürk komutasında Bolu 2.Tugay Komutanlığı tarafından büyük bir operasyon yapılır. 9 Ekim 1993 tarihinde M Salih Akdeniz, köye dönüş hazırlıkları yaptığı esnada gözaltına alınır.
M Salih Akdeniz, askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra Alaca Köyüne bağlı Kepir mezrasına götürülür. Orada bulunan köy sakinlerinden 10 kişi daha askerler tarafından gözaltına alınıp aynı bölgeye getirilir. Gözaltında tutulan 11 kişiye akrabaları tarafından yaklaşık bir hafta boyunca kendilerine yemek götürülür.
Gözaltına alınan herkesin eli bağlı ve sadece ziyaretçileri geldiğinde ve yemek yedikleri sırada ya da ihtiyaçlarını giderdikleri esnada bağları çözülüyordu. M Salih Akdeniz’in eşi Pembe Akdeniz’in anlatımına göre en son eşine yemek götürdüğünde eşinin kendisine “bir daha yemek getirme, bizi buradan götürecekler” dediğini söyler. Ertesi gün görgü tanıklarına göre M Salih Akdeniz’le birlikte 11 kişi helikoptere bindirilerek oradan götürülür. O tarihten sonra M Salih Akdeniz ve diğer köylüleri ne gören olur ne de onlardan haber alan olur. Ailelerin tüm resmî kurumlara başvurmalarına rağmen gözaltına alınanlardan herhangi bir bilgi elde edilmez.
1994 yılının hemen başında M Salih Akdeniz’in kardeşi M Emin Akdeniz İnsan Hakları Derneği Diyarbakır şubesine abisi ile birlikte gözaltına alınan kayıp 11 kişi hakkında başvuruda bulunur. Aynı yıl içerisinde İHD Diyarbakır şubesi avukatları, M Salih Akdeniz ile birlikte gözaltında kaybedilen 11 kişi ile ilgili davayı AİHM’e taşır.
2001 yılında AİHM, bu davada Türkiye’yi, kaybolan 11 kişinin ailesine toplam 311 bin sterlin ödemeye mahkûm eder. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu suçu kabul ederek gözaltında zorla kaybedilenlerin ailelerine bu tazminatı öder.
Olaydan yaklaşık 11 yıl sonra 2004 yılının Kasım ayında Kulp ilçesi Alaca köyünde bir çoban tesadüfen dere yatağında insan kemiklerine rastlar. Haberin yayılmasıyla birlikte bir kısım kayıp aileleri bulunan kemiklerin kendi kayıplarına ait olabileceğini düşünerek bölgeye gider. Kemiklerin bulunduğu alanda yanmış giysiler ve birtakım özel eşyalar bulunur. Aileler, bu eşyaların kendi kayıplarına ait olduğunu hemen orada tespit eder.
M Salih Akdeniz’in oğlu da o esnada babasına ait tütün tabağını hemen tanır. O tütün tabağı evine misafir olarak gelen her kişiye ikramda bulunduğu tabakadır. Bu esnada kemiklerin hiçbirinde kafatası bulunmaz. Eşyalardan ve objelerden anlaşılacağı üzere cesetler öldürüldükten sonra yakılmıştır.
Daha sonra Kulp Cumhuriyet Başsavcısı tarafından, bulunan bu kemikler hakkında soruşturma başlatılır. Ardından o dönemde ve o bölgede kaybedilen kayıp yakınlarından DNA testleri alınır ve kemikler ATK’ye gönderilir. Daha sonra kemikler ATK emanetinde kaybolur.
2013 yılı Ekim ayında Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi Kulp Alaca Köyü davasının açılmasına karar verir.
19 Eylül 2018 tarihinde 18. Duruşması yapılan Kulp Alaca Köyü davasında, mahkeme operasyonu yöneten Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında “ yeterli ve ikna edici delil bulunmadığından sanığın beraatine” kararını verir.
Bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu 9 Aralık 2020 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ret edilir. Bunu üzerine aileler temyiz talebiyle Yargıtay’a başvurdular.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, inceleme tamamlanmadan, evrensel hukuku yok sayarak 19 Mart 2024 tarihinde dosyada zamanaşımından düşme kararı verdi. Aileler, aynı yıl Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundu.
922. Haftamızda 11 köylünün gözaltında kaybedilmesi ile ilgili 31 yıldır devam eden cezasızlığa son verilmesini; maddi gerçeğin açığa çıkartılarak bu suçtan sorumlu olanların cezalandırılmasını talep ediyoruz.
Kaç yıl geçerse geçsin; Mehmet Salih Akdeniz ile birlikte gözaltında zorla kaybedilen, Celil Aydoğdu, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Abdo Yamuk, Nusreddin Yerlikaya, Ümit Taş için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz