Şubemiz ve kayıp yakınları “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” eylemimizin 926. haftasında; 13 Kasım 1994 tarihinde Diyarbakır Dağkapı’da kimliği belirsiz kişilerce gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan Ali Tekdağ’ın faillerini sordu.
Eylemde konuşan İHD Amed şube yöneticilerimizden Yakup Güven Zazaca olarak şunları söyledi: 2009'dan beri her hafta bu meydandayız. 926 haftadır annelerimizle devlete sesleniyoruz. Diyoruz ki: Binlerce insan katledildi, kaybedildi. Öldürülern sivillerimiz için devlet bir adım atmadı. Bugün bir süreçten bahsediyoruz ama sürecin şartları devlet tarafından karşılanmıyor, kayıplarla ilgili mesuliyetini üstüne almıyor, halen daha Kürt siyasetçiler, cezaevlerinde ve sürgünde. Devlet 100 yıllık ezberleriyle hareket etmeye devam ediyor. Biz diyoruz ki devlet sorumluluğunu kabul etsin.
Daha sonra Ali Tekdağ'ın kardeşi Kürtçe olarak şunları dile getirdi: Tüm kayıplar aynıdır bizim için bir farkı yok. Devlet kimi nereye gömdüğünü biliyor neden açıklamıyor? İşte benim kardeşim Ali Tekdağ'ın nerey gömüldüğünü devlet biliyor ama açıklamıyor. Tüm kayıplar ortaya çıkarılsın. Tüm kayıplar bulunana kadar, kar da yağsa, yağmur da yağsa, kıyapmet de kopsa bu meydanlardan gitmeyeğiz. Biz kayıplarımızı unutmayacağız. Ben ölürsem kardeşlerim var çocuklarım var işte bu meydandakiler var. Hepimizin kaybı da faili de aynıdır.
Daha sonra İHD Amed şube yöneticilerinden Baver Çindemir Ali Tekdağ'ın hikayesini okudu:
Diyarbakır merkezde pastane işletmecisi olan Ali Tekdağ, evli ve 7 çocuk babasıdır. 1982 yılında Demokrasi Partisi üyesi olan Ali Tekdağ, “örgüt üyesi olma” iddiasıyla gözaltına alınarak, sıkıyönetim komutanlığına bağlı Diyarbakır 5 Nolu Hapishanesinde tutulur. Uzun süre tutuklu kalan Ali Tekdağ, 1985 yılında tahliye olur. Sürekli bir şekilde evi basılan ve takip edilen Ali Tekdağ, ailesi ile birlikte İzmir’e taşınır. Ancak belli bir süre sonra tekrar Diyarbakır’a döner. Yine devletin baskı ve tehditlerine maruz kalır. 12 Şubat 1993’te kardeşi Mehmet Tekdağ, faili meçhul saldırı sonucu katledilir. Ali Tekdağ, hapishaneden tahliye olduğu 1985 yılından kaybettirildiği 1994 yılına kadar 19 kez gözaltına alınır. Birçok gözaltı sırasında ağır işkencelere maruz kalır.
13 Kasım 1994 tarihinde eşi Hatice Tekdağ ile alışveriş yapmak üzere Dağkapı semtine gider. Eşi o gün yaşananları şöyle anlatır: “Evden beraber çıktık ve Dağkapı Şekerbank’a kadar dolmuşla gittik. Sonra Ali, ‘5 dakikalık bir işim var döneceğim sen bekle’ dedi. Yaklaşık 15 dakika sonra geldi. Beni tanımazlıktan gelerek, yanımdan geçti. Ardından ‘Ali’ diye seslendim. Bana el işareti ile ‘git’ dedi. Sivil giyimli, telsizli ve uzun namlu silahlı olan 3-4 kişi peşindeydi. Eşim köşeyi dönmek üzereyken koşmaya başladı. Onu takip eden silahlı kişiler ateş etti. Eşim kendini yere attı. Eşim yakalandıktan sonra ceketini çıkarıp başına doladılar. Onu alıp bir binaya girdiler. 10 dakika sonra beyaz bir minibüs geldi. Ali’yi minibüse bindirip çevik kuvvet merkezine doğru gittiler.
Bu olaylar olurken, bankanın önünde askerler ve bir trafik polisi vardı. Ateş edilmesine karşın bu şahıslar hiç karışmadı. Ertesi gün DGM savcılığına dilekçe ile başvurdum, ‘bu olay yenidir sonra gel’ dediler. Ben bir hafta beklemeden, 3 gün sonra tekrar gittim. Ondan sonra her gün gittim.
Yaklaşık 2 ay sonra, kapıdaki polis her gün gelmeme kızarak, bir gün beni savcılığa çıkardı. Savcı ‘bana şahit göster’ dedi. Ben de ‘şahit benim’ dedim. Kızımı ve beni, odadan dışarı çıkardı. Bir yere telefon etti ve tekrar bizi odaya çağırdı. ‘Telefon ettim bizde değilmiş’ dedi.
Aynı dönemde Diyarbakır Cezaevinde tutuklu bulunan Seyfettin Demir, Özgür Gündem Gazetesine ‘Ben, Ali Tekdağ ile birlikte gözaltındaydım. Ali ‘beni öldürecekler aileme söyleyin diye bağırıyordu’ şeklinde bir açıklama yapmış. Bunun üzerine tekrar savcıya gittik. Savcı ‘burada Seyfettin Demir’in dosyası var, ama Ali Tekdağ diye birine ait dosya yok’ dedi. Bu girişimden sonra ev adresimi aldılar ve ‘bir daha buraya gelme’ dediler. O zamandan bu yana eşim ile ilgili her hangi bir bilgi alamadım.”
Bir JİTEM elemanının basında yer alan itirafında ise Ali Tekdağ’ın DEP’liler hakkında ifade vermeye zorlandığı ve 120 gün boyunca ağır işkenceler ile sorgulandığı, ardından öldürülerek Diyarbakır – Silvan arasında bulunan bir dere kenarında gömüldüğünü anlatır.
Ailesinin Ali Tekdağ’ın akıbetinin ortaya çıkması için yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kalır. İç hukuk yollarından da bir sonuç elde etmeyen aile davayı AİHM’e taşır. AİHM, Ali Tekdağ dosyasında Türkiye’yi mahkûm eder.
Ali Tekdağ’ın annesi, Arife Tekdağ yıllarca oğlunun yaşadığına dair bir haberin gelmesini bekledi. Ne yazık ki Arife Ana da tıpkı Berfo Ana, Fatma Ana, Elmas Ana, Meryem Ana, Asiye Ana gibi çocuğuna kavuşamadan bu hayattan gözü açık bir şekilde göçüp gitti.
Arife Ananın adalet arayışını sürdürmekten, Ali Tekdağ için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.