
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eyleminin 842. haftasını Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirdi. Eyleme kayıp yakınları, gözaltında zorla kaybedilenlerin ve faili meçhul saldırı sonucu katledilenlerin fotoğrafları taşındı. DBP Diyarbakır İl Eş Başkanı Sultan Yaray eyleme katıldı. Yine her hafta olduğu gibi çok sayıda çevik kuvvet ve sivil kolluk görevlileri alandaki yerini aldı. Bu hafta, 25 Mart 1996 tarihinde Diyarbakır’da, gözaltında kaybedilen Atilla Osmanoğlu’nun akıbeti soruldu.
Eylemde konuşan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Ercan Yılmaz şunları söyledi: "Aradan geçen 842 haftada birçok bayram geçirdik, birçok yeni yıl arifesi yaşadık. Bugün de Ramazan Bayramı arifesindeyiz. Coğrafyamızda bayramlarda yurttaşlar, ilk olarak mezarlarını ziyaret eder, ölüleriyle bayramlaşırlar. Ancak kayıp yakınları, Türkiye'de geçmişle yüzleşme sağlanmadığı ve 90’lı yıllarda yaşanan zorla kaybetmelerin sonuçları hala açıklanmadığı için bir bayrama daha buruk bir şekilde girmektedirler. Bayramlaşma ritüelini eksik yerine getirmektedirler.
Uzun yıllardır bu alanda dile getirdiğimiz hususlardan biri de budur: Yurttaşların yas tutma süreçlerinin bu kadar uzun sürmesi, yakınlarının akıbetinin açıklanmaması, kendileri ve aileleri üzerinde ciddi anlamda ağır tahribatlara yol açmaktadır. Bir insan hakkı olarak kaybedilenlerin gömme ve gömülme hakkı, yakınları tarafından vedalaşma hakkının sağlanması gerekmektedir. Aynı zamanda, bu ağır insan hakları ihlali nedeniyle sorumluluğu olan kamu görevlileri veya devletin paramiliter güçleri olan yapı ve kişilerin de adalet mekanizması önüne çıkarılması gerekmektedir.
Kayıpların akıbetini açıklayın, failleri ortaya çıkarın ve etkili bir adalet mekanizması oluşturun. Geçmişle yüzleşmek, barışın en önemli koşullarından biridir. Eğer Türkiye’de toplumsal bir barıştan söz edeceksek ve sağlıklı bir gelecek inşa etmek istiyorsak, geçmişle yüzleşmenin sağlanması gerekmektedir. Hiç kimse, 90’lı yıllarda işlenen bu ağır suçların unutulmasını kayıp yakınlarından beklemesin. Biz, unutmak değil, kayıp yakınlarıyla birlikte mücadele eden insan hakları savunucuları olarak, unutmayı değil, yüzleşmeyi esas almamız gerektiğini belirtiyoruz."
Eyleme katılan DBP Diyarbakır İl Eş Başkanı Sultan Yaray, Kürtçe şunları ifade etti: "90’lı yıllar ve sonrasında birçok kişi şüpheli bir şekilde ailesinden kopartıldı. Hala kemiklerinin yerini ve akıbetini bilmiyorlar. Biliyoruz ki devletin arşivi ve kayıtları var; kayıp ettirilen insanların başına ne geldiğini biliyorlar. Madem barış sürecinden bahsediyoruz ve Türkiye’ye demokrasi gelecekse, önce kayıp yakınlarıyla yüzleşilmeli ve çocuklarının akıbetleri bildirilmelidir. Devletin kayıplarının yerini bildiğini çok iyi biliyoruz. Birçok annemiz, çocuklarının akıbetini öğrenmeden yaşamını yitirdi. Bunlardan biri de Sakine Anaydı. Sakine Ana gözleri açık şekilde yaşamını yitirdi. Biz diyoruz ki, barış süreci başlarsa ve sağlıklı bir şekilde devam ederse, devlet işlenen suçlarla yüzleşmeli, suçluları adalet karşısında yargılamalı ve adaletin ne olduğunu göstermelidir. Bir kez daha kaybettirenleri saygıyla anıyor ve tüm insanların mezar hakkının olması gerektiğini vurguluyorum."
İHD Diyarbakır Şubesi Üyesi Fırat Akdeniz, “Atilla Osmanoğlu ailesiyle birlikte Hazro ilçesinde ikamet etmektedir. İlçede görev yapan bir üst teğmen tarafından sürekli tehdit edildiği için ailesi, Şubat 1992'de Diyarbakır merkeze taşınır. Atilla Osmanoğlu, babasına ait toptan satış dükkânını işletmektedir.
1994 yılında, babası Muhyettin Osmanoğlu 28 gün süreyle tutuklanıp ağır işkencelere maruz kalır. Daha sonra suçlamalardan beraat ederek serbest bırakılır.
23 Mart 1996 tarihinde, sivil polis olduklarını belirten iki kişi, "karayolu kantin ihalesi" için Atilla Osmanoğlu'nu yanlarında götürmek ister. Osmanoğlu, "dükkânda kendisinden başka kimsenin olmadığını" gerekçe göstererek gitme teklifini reddeder ve bu durumu tedirgin bir şekilde akşam ailesine anlatır. İki gün sonra, yani 25 Mart 1996 tarihinde saat 11 civarlarında, baba Muhyettin dükkâna geldiği esnada sivil giyimli, silahlı ve telsizli iki kişi, Atilla Osmanoğlu’ nu zorla arabaya bindirirken görür. Babanın itirazı üzerine sivil giyimli polisler, "kantin hizmeti sağlamaya yönelik sözleşme teklifinde bulunabilmesi için Emniyet Müdürlüğüne götürüleceklerini, yarım saat içinde geri getireceklerini" söyler. Akşam olur, Atilla Osmanoğlu eve gelmez.
Ertesi gün, baba Muhyettin Osmanoğlu, Valiliğe ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe ile başvurur. Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1 Nisan 1996 tarihindeki dilekçesine yanıt olarak "gözaltına alınanlar arasında böyle bir isme rastlanmadığı" cevabını verir. Valilik ise başvuruya cevap vermez.
İç hukuk yollarında bir sonuç elde edemeyen baba Muhyettin Osmanoğlu, davayı AİHM’e götürür. AİHM, Muhyettin Osmanoğlu’nun başvurusunu kabul eder ve Hükümetten gözaltı kayıtlarını ister. Hükümet’ten istenen gözaltı kayıtlarında Atilla Osmanoğlu’nun adı geçmemektedir. 1998 yılı sonlarında, İHD Diyarbakır Şubesi ve Genel Merkezi kendilerine yapılan kayıp başvurularından oluşan bir dosyayı İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletir.
4 Ocak 1999 günü, İdil Cumhuriyet Başsavcısı, 30 Mart 1996 günü Silopi’de bulunan ve kimliği tespit edilemeyen bir erkek cesedinin, kendisine İHD tarafından gönderilen fotoğraflarla mukayese edildiğini ve cesedin Atilla Osmanoğlu’na ait olabileceğini bildirir. Bunun üzerine İHD heyeti, 6 Ocak 1999 tarihinde Baba Muhyettin Osmanoğlu ile birlikte İdil Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde girişimlerde bulunur. İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, mevcut fotoğrafların teşhisinde baba Muhyettin Osmanoğlu’na gösterir, fakat baba net bir kanıya varmaz. Fotoğraflarda cesedin özellikle yüz bölgesinde meydana getirilen tahribat, teşhisi güçleştirir. Neticede kesin bir teşhis yapılmaz. Ceset, Silopi kimsesizler mezarlığında defnedilmiş ve tam olarak nereye defnedildiği de kayıt altına alınmamıştır.
JİTEM eski elemanı Abdülkadir Aygan’ın 2005 yılında Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan itiraflarında, "Atilla Osmanoğlu’nun JİTEM tarafından kaçırıldığını, aynı zamanda Koçero olarak da bilinen Cındi Acet tarafından cesedin teşhisi mümkün olmaması için başının çekiçle ezildiğini ve Cizre-Silopi Karayolu'ndan Habur Gümrük Kapısı’na doğru giderken yoldaki bir petrol tankerine atıldığını" anlatıyordur.
AİHM, 24 Ocak 2008’de, yaşam hakkını koruyan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesinin (esas ve usul yönünden) ve kötü muameleyi yasaklayan 3. Maddenin başvuran bakımından ihlal edildiğine karar verir.
Şimdi de gözaltında kaybedilen Ali Osmanoğlu ve diğer tüm kayıp ve faili meçhul cinayetlere kurban gidenler için 1 dakikalık oturma eylemine geçiyoruz.
İHD Diyarbakır Şubesi