MEHMET SİNCAR'IN KATLEDİLMESİ VE YARGI SÜRECİNE İLİŞKİN BASIN TOPLANTISI

MEHMET SİNCAR'IN KATLEDİLMESİ VE YARGI SÜRECİNE İLİŞKİN BASIN TOPLANTISI

Şubemiz üyesi ve DEP milletvekili Mehmet Sincar’ın katledilmesi ve olayla ilgili  yargı sürecine ilişkin basın toplantısı düzenledik.

Basın Toplantısında konuşan İHD Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Şube Başkanımız Ercan Yılmaz:

4 Eylül 1993 yılında bundan 33 yıl önce Metin Özdemir'le beraber uğramış olduğu silahlı saldırı sonucunda yaşamını yitiren parlamenter Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi aynı zamanda bir insan Savunucusu olan Mehmet Sincar'ın hem ölüm yıldönümü vesilesiyle hem de ailenin Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne bağlı bir şekilde kurulan faili meçhul suçları araştırma üzerine kurulan daire başkanlığına yapacağı başvuruya ilişkin bir araya geldik.

Bildiğiniz gibi 90'lı yıllardan söz ettiğimizde hep bir konseptten bahsedilir. Bu konseptin en somut örneklerinden bir biri Mehmet Sincar cinayetidir.

Çünkü temsil ettiği siyasi parti ve siyasi geleneğin maruz kaldığı zorla kaybetmeler, faili meçhul cinayetleri araştırmak üzere yapmış olduğu bir çalışma sırasında Metin Özdemir isimli parti üyesi ile beraber bir silahlı saldırıya maruz kaldı ve yaşamını yitirdi.

O günden bu güne bugüne 33 yıllık geçen süre içerisinde Bu cinayet, bu siyasi cinayet, siyasi suikast aydınlatılamadı. 2008 yılında bir cinayeti işlediği tespit edilen bir tetikçinin yargılanmasına başlanmasıyla beraber Türkiye gündemine tekrardan Mehmet Sincer cinayeti ve 90'lı yıllarda yaşanan ağır insan hakları ihlalleri girdi.

Ancak bugün geldiğimiz aşamada ne yazık ki yargılama hala devam etmekte ve yargılama yılda rutin bir şekilde iki duruşma yapmak ve duruşma günü vermek dışında ne yazık ki bir gelişme sağlayamıyor.

Biz buradan bu çağrımızı yenilemek için hem ölüm yıldönümünde kendisini eee saygıyla andığımızı, aynı zamanda bir İnsan Hakları Derneği üyesi üyesi eee bir yol arkadaşımız olduğu için kendisini saygıyla andığımızı ve bu yargılamanın da tüm boyutlarıyla emri veren, tetiği çeken, bu işi organize eden, tüm yapılarıyla birlikte Bu yargılamanın bir sonuç doğurması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. dedi. 

Daha sonra Mehmet Sincar'ın eşi Cihan Sincar söz aldı ve Kürtçe olarak ''Mehmet Sincar'ı halkı çok iyi tanıyor. Ülkesine ve halkına aşıktı. O dönem çok zor bir dönemdi, köyle yakılıyordu, insanlar göç ettiriliyordu. Mehmet Sincar diyordu ki adalet gelene kadar halkımızın yanında duracağız. 1 Eylül'de meclis açıldı Demirel Kürt halkını tendit etti. Tüm meclis Demireli ayakta karşıladı sadece Mehmet ayağa kalkmadı. Mehmet dedi ki: Her gün değerlerimize küfür eden birinin önünde nasıl ayağa kalkacağım? Amcasına demişlerdi ki: Mehmet böyle devam ederse onu öldürürüz nitekim 10 gün sonra da Mehmet'i katlettiler. Mehmet sadece bir kişi değil binlecedir ve tüm Kürdistana yayılmıştır onlarla başımız diktir. dedi

Ardından Mehmet Sincar dosyasının avukatı Mehdi Özdemir söz aldı: 1993 yılının 4 Eylül'ünde yani bu günden hesaplarsak 33 yıl önce bugün uğradığı bir silahlı saldırı neticesinde Mehmet Sincar yaşamını yitirmişti.

Olayın olduğu gün Bugün ve hemen ertesinde aslında dönemin devlet yetkilileri tarafından ve hatta bakanlar tarafından yapılan açıklamayla olayın faillerinin tespit edildiği, görüntü kaydından tanıklara kadar delillerin toplandığı ve bu olayın üzerinde özenle duracakları noktasında kamuoyuna açıklamalarda bulunmuşlardı.

Ne var ki 1993 yılının 4 Eylül'ünde gerçekleşen bu saldırı sonrasında ta ki 2000 yılına kadar raflarda bekletilen Bir soruşturma dosyası ve herhangi bir şekilde etkin bir soruşturma yürütülmeksizin, fail tespiti yapılmaksızın, deliller toplanmaksızın sadece zaman aşımını bekleyen bir yargılama dosyası olarak bırakılmıştı.

2000 yılında Hizbullah'ın lideri Hüseyin Velioğlu'na ilişkin İstanbul'da  yapılan bir operasyon neticesinde elde edilen ses kayıtları, dokümanlarla birlikte bilgiler ışığında esasında.

Eee, Mehmet Sincar'ın katledilmesinden sorumlu olan kişi ve grubun Hizbullah terör örgütü olduğu, tetikçisinin de Cihan Yıldız olduğu eee ve pek çok kişinin emri veren, iştirak eden, yardım eden boyutuyla sorumluluklarının olduğu noktasında bir tespitte bulunulmuştu. Hemen sonrasında Hizbullah dosyasıyla birleştirilen bu soruşturma dosyası, sonrasında Hizbullah Ana dava dosyasına eklendi.

Hemen akabinde Hizbullah Ana Komut Akademisi yani yönetici pozisyonunda olan kişilerle birlikte Hizbullah'ın diğer katlettiği Kürdistan'daki sivil Kürt yurttaşlarla birlikte sorumluluğu noktasından yargılama süreci yürütüldü. Hizbullah yöneticileri açısından ağır hapis cezaları verildi.

Ve nitekim 2008 yılında Cihan Yıldız Avusturya ülkesinden Türkiye'ye iade edilerek bir yargılama sürecinde tetikçi konumundaki kişinin de yargılanması imkan dahilinde oldu. Cihan Yıldız açısından bu yargılama süreci neticesinde öldürmeden doğrudan sorumluluğu noktasında bir tespitte bulunarak ceza verildi. Bu cezalar Hizbullah ana dosyasındaki yöneticilerle birlikte kesinleşti.

Ancak 2018 yılında gerçekleşen bir yeniden yargılanma süreciyle Hizbullah yöneticileri, tetikçileri, üyeleri hukuka aykırı gerekçelerle yeniden yargılanmayı gerektiren bir hukuki durum olmaksızın önce yeniden yargılama talepleri gerekçesiz bir şekilde kabul edildi. Ve haklarını infaz durdurma kararları verilerek hepsi serbest bırakıldı.

Geçtiğimiz 27 Mart'ta Hizbullah'ın bugün lideri olarak belirtilen, rehber olarak nitelendirilen Edip Gümüş ve Silahlı Komut Akademisinin lideri konumundaki Cemal Tutar önce yeniden yargılama talebi kabul edildi ve hemen akabinde yaklaşık bir 3 aylık süreç içerisinde yeniden yargılama sonrasında haklarında ödül gibi öldürme olaylarından sorumlulukların bulunmadığına Hizbullah örgütünün lider konumundaki bir yapılanmayı içerdiğini yönetici konumunun bulunmadığı noktasındaki basit yersiz Gerekçeyle 6 yıl 3 ay gibi ihal indirimi uygulanarak bir ceza verildi ve bu cezaya baktığımızda aslında geçmiş dönemdeki tutukluluk süresi ile birlikte ödül gibi devletten alacaklı konumundaki bir hüküm kuruldu.

Geldiğimiz aşama itibarıyla bu 33 yıllık süreç içerisinde sadece tetikçi boyutuyla ve olayın Hizbullah ayağı boyutuyla yürüyen bir yargılama sürecinde faili aklayan, faili koruyan kendi içerisinde Mehmet Sincer dosyasının tıpkı 1990'lı yıllardaki ağır insan hakları ihlallerinde olduğu gibi tümüyle failsiz bırakan bir yargılama süreciyle tanıklık ediyoruz.

Devlet açısından baktığımız zaman 1993'lü yıllardan bugüne kadar bu cinayetin arka planındaki devletin içerisinde kümelenen paramiliter güçler, citen ve türevi olan yapılanmalara dair herhangi bir şekilde bir araştırmanın, bir soruşturma faaliyetinin Yürütülmediğini de bu yargılama dosyası itibariyle tanıklık ediyoruz.

Dönemin Susurluk raporunda Cem Ersever'in ifadelerinde Ergenekon dosyasındaki gizli tanık emeğin beyanında hakeza Türkiye Büyük Millet Meclisi Faili Meçhuller Araştırma Komisyonu raporunda Mehmet Sincar'ın katledilmesinin ya da uğradığı siyasi suikastın esasında devlet içerisindeki paramiliter güçlerin emir ve talimatlarıyla birlikte gerçekleştirildiği açıkça ifade edilmekte ve belirtilmektedir.

Biz buradan Adalet Bakanlığı'na Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü faili meçhur araştırma daire başkanlığı yaptığımız bugün itibariyle yaptığımız başvuruda da belirttiğimiz üzere bu cinayetin arka plandaki devlet içerisindeki paramiliter güçlerden tetikçisine tetikçisinden emri verene emri verenden iştirak edene ve yardım edene yani tüm sorumluların açığa çıkartıldığı bir sürecin bir yargısal sürecin etkin bir faaliyette bulunarak ortaya çıkartılması ve bu Bu Mehmet Sincar dosyasındaki cezasızlık riskinin tehlikesinin ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz.

Evet arkadaşlar açıklamamız bu şekilde. Son olarak aslında meclise de bir çağrı yapmak istiyoruz. Defalarca Cihan Sincar aracılığıyla Sincar ailesi, avukatları, insan hakları savunucuları meclise bir çağrı Yaptı aslında. Bugün burada ölüm yıldönümü vesilesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne de tekrardan bir çağrı yapmak istiyoruz.

Öldürülen kişi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üyesi olan öldürüldüğü sırada bu saldırıya maruz kaldığı sırada aktif olarak milletvekilliği yapan bir kişiydi ve bu dosyanın aslında müştekisi Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak değerlendiriyoruz. Müştekilerinden biri suçtan zarar görenlerden birini meclis olarak değerlendiriyoruz. Bu nedenle Mehmet Sincar dosyasında meclisin ayrıca özel bir sorumluluk alması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. dedi.