Kürt Meselesinin demokratik yollarla çözümü ve çıkarılması planlanan çerçeve yasayla ilgili görüş ve önerilerimizi paylaşmak üzere şube binamızda basın toplantısı gerçekleştirdik.
Türkiye'de Kürt meselesinin barışçıl çözümüne ilişkin tartışmalar gündemde bulunan yasa hazırlığı nedeniyle yeniden canlanmıştır. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre kanunlaşması beklenen yasa taslağı ağırlıklı olarak PKK militanlarının silahsızlanmasını kapsayan bir içerikte olacaktır. Ancak uluslararası deneyimler dikkate alındığında silahsızlanmanın tek başına kalıcı barışın sağlanması için yeterli olmadığını açık biçimde görülmektedir. Kolombiya'dan Kuzey İrlanda'ya, Nepal'den Endonezya'nın AÇE bölgesine kadar farklı barış süreçleri deneyimleri incelendiğinde, kalıcı barış için, silahsızlanma ile eşzamanlı olarak hukuki güvencelerin sağlanması, siyasi reformların yapılması gerekliliği ve toplumsal uzlaşma ve güvenilir kurumların oluşturulmasının önemine vurgu yapıldığı görülmüştür.
İnsan Hakları Derneği olarak 40 yıldır sürdürdüğümüz mücadele tarihimizde barış hakkının tesisi için birçok eylem, etkinlik, konferans ve girişimlerde bulunduk. Son olarak 27–28 Haziran 2026 tarihlerinde Ankara'da düzenlediği "Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon (DDR)" çalıştayı ve 11 Temmuz 2026 tarihinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile ortak düzenlediğimiz “Türkiye’de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri Konferansı” da Türkiye’de toplumsal barışın inşası için gerekli hususlar tartışılmıştır. Birleşmiş Milletler bünyesinde daha önce farklı ülkelerdeki barış süreçlerinde görev yapmış uluslararası uzmanların katkılarıyla gerçekleştirilen çalıştayda, akademisyenler, insan hakları savunucuları, siyasetçiler, araştırmacılar ve sivil toplum temsilcileri Türkiye açısından uygulanabilir bir DDR modelini tartışılmıştır. 11 Temmuzda Diyarbakır’da gerçekleştirilen konferansta ise Türkiye’de yaşanan çatışmalı süreç ile benzer dönemler yaşayan Kolombiya, İspanya ve İrlanda ülkelerindeki barış süreci deneyimlerine bizzat katılan aktörlerin katılımıyla kalıcı barışın imkanları konuşulmuştur. Her iki çalışmamızın ulaştığı temel sonuç oldukça netti: Türkiye'de güvenilir bir DDR süreci, yalnızca teknik bir silahsızlanma programı olarak değil, kapsamlı bir demokratik dönüşüm sürecinin parçası olarak tasarlanmalıdır.
Sevgili basın emekçileri; Silahsızlanma Güven Oluşturucu Adımlara İhtiyaç Duyar
Gerek uzun yıllardır yaşadığımız tecrübelerimiz gerekse dünya örneklerinin bize verdiği mesajların en önemli ortak noktası, silah bırakmanın hukuki ve siyasi güvencelerden bağımsız yürütülememesidir. Tarafların geleceğe güven duymadığı, haklarının nasıl korunacağının belirsiz olduğu bir ortamda gerçekleşecek silahsızlanmanın kalıcı sonuç üretmesi oldukça güç bir durumdur.
Bu nedenle Türkiye’de devam eden toplumsal barış sürecinin temelini oluşturacak kapsamlı bir DDR Yasası ya da ulusal politika belgesinin hazırlanmasının önemi ve böyle bir düzenlemenin yalnızca silahların devreden çıkmasını değil; şeffaflık, hesap verebilirlik, hukuki güvence, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık ilkelerini de içermesini gerektirdiği vurgulamak isteriz.
Gerçekleştirilen her iki çalışmamızda da Kanunlaşması beklenen yasanın yalnızca örgüt militanlarını değil, çatışma döneminde oluşturulan köy koruculuğu sistemi ve diğer paramiliter yapıları da kapsaması tek taraflı bir silahsızlanmanın, yeni güvenlik riskleri ve çatışma sürecinde oluşmuş husumetlerin yeniden canlanması riskine dikkat çekilmiştir.
Bir çatışma çözümü kavramı olan DDR'nin açılımı "Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon" olsa da uluslararası literatürde bunun yalnızca güvenlik politikası olmadığı kabul edilen bir gerçektir. Başarılı dünya örneklerinde çatışmasızlık süreci aynı zamanda demokratikleşme, hukuk devleti normlarının güçlendirilmesi ve siyasi katılım reformlarıyla birlikte ilerletilerek güven ortamı sağlanmıştır. Türkiye'de son yıllarda uygulanan kayyum politikalarının sona erdirilmesi ve belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesi ve AYM ve AİHM kararlarının derhal uygulanmasının silahsızlanma süreci ile paralel bir şekilde hayata geçmesi yürütülen sürece ilişkin inancı artıracağı gibi toplumsal desteği de artıracaktır.
Kürt meselesinin çözümünde silahlı yapıların tasfiyesi kadar önemli olan bir diğer konu ise insanların normal yaşama nasıl döneceğidir. Her iki çalışmamızda da hazırlanacak yasal çerçevenin silahlı militanlar, cezaevindeki hükümlü ve tutuklular ile yurtdışında bulunan kişiler dahil olmak üzere tüm hedef grupların hukuki statüsünü açık biçimde düzenlemesi gerektiği vurgulanmıştır. Sivil hayata katılım için gerçekleşecek geri dönüşlerin tek taraflı "pişmanlık" beyanı gibi şartlara bağlanmasının sürecin toplumsal kabulünü zorlaştırabileceği açıktır. Benzer şekilde, sürecin önemli siyasi aktörlerinin müzakerelere fiilen katılabilmesi, hukuki statülerinin tanımlanması, dış dünya ile iletişim imkanlarının sağlanması için gerekli hukuki düzenlemelerin yapılmasının da barış sürecinin ilerleyebilmesi açısından kritik olduğu belirtmek isteriz.
Uluslararası deneyimler gösteriyor ki taraflardan yalnızca birinin denetlediği süreçler toplum nezdinde yeterince güven üretmemiştir. Şeffaf raporlama, itiraz mekanizmaları ve kamuoyunun düzenli bilgilendirilmesi ise sürecin meşruiyetini güçlendiren gelişmelerdir.
Gerçekleştirdiğimiz her iki çalışmanın da üzerinde en fazla durduğu konulardan biri sürece özgü kurumsal yapılardır. Önerimiz; Türkiye'de bağımsız bütçeye sahip, teknik kapasitesi güçlü ve farklı toplumsal kesimleri temsil eden bir Ulusal DDR Komisyonu kurulmalıdır. Bunun yanında, yalnızca devlet kurumlarının değil; muhalefetin, sivil toplumun ve gerektiğinde uluslararası teknik uzmanların da katkı sunabileceği bağımsız bir izleme ve doğrulama mekanizması hızlı bir şekilde oluşturulmalıdır.
Değerli basın emekçileri; Yeniden entegrasyon sosyal ve siyasal yönleri ağır basan bir süreçtir
Yeniden entegrasyonun ekonomik, psikolojik, sosyal ve siyasi boyutları birlikte ele alınmalı ve geri dönüşlerde, kadınların, gençlerin ve engelli bireylerin farklı ihtiyaçları gözetilerek; psikososyal destek, kültürel ve siyasal hassasiyetleri dikkate alan bir yaklaşım ortaya konulmalıdır. Aynı zamanda mesleki eğitim, sağlık hizmetleri sosyal güvenlik haklarına erişim sağlanması gerekmektedir.
Silahsızlanma süreci yaşanırken geçiş dönemi adaleti ihmal edilmemelidir
İnsan hakları savunucuları olarak geçiş dönemi adaletinin yalnızca silahlı örgüt mensuplarını değil, kamu görevlileri dahil çatışmanın bütün taraflarını kapsaması gerektiği ifade etmek isteriz. Aksi halde toplumda "galibin adaleti" algısı oluşabileceği ve bunun yeni kutuplaşmaları besleyebileceği kaygısını taşımaktayız. Çatışmalı süreçte yaşanan ağır ihlallere karşı hakikatin ortaya çıkarılması, mağdurların onarılması ve gerektiğinde tazmin mekanizmalarının işletilmesi, yalnızca geçmişle yüzleşmenin değil, gelecekte benzer çatışmaların önlenmesinin de önemli araçları arasında görüyoruz.
Uluslararası örneklerin tamamı, yanlış zamanlanan reformların en iyi tasarlanmış barış süreçlerini bile başarısızlığa uğratabileceğini göstermiştir. Bu nedenle silahsızlanma, siyasi reformlar, güvenlik sektörü reformu ve geçiş dönemi adaletinin birbirini bekleyen aşamalar olarak değil, eş zamanlı ilerleyen bütüncül bir süreç şeklinde planlanması gerektiği ifade etmek isteriz. Özellikle hukuki güvenceler sağlanmadan gerçekleştirilecek bir silahsızlanmanın ciddi güven krizleri yaratabileceği; buna karşılık yalnızca reform vaat edilip uygulamaya geçilmemesinin de süreci kırılgan hale getireceği şüphesizdir.
Sivil toplumun yurttaşlar üzerindeki etkisi göz ardı edilmeden sürece katkısı sağlanmalıdır
Gerçekleştirilen her iki çalışmamızda da insan hakları örgütleri, meslek kuruluşları, kadın örgütleri ve yerel sivil toplumun yalnızca gözlemci değil, sürecin aktif bir bileşeni olması gerektiğini vurgulanmıştır. İzleme, doğrulama, toplumsal iletişim ve yeniden entegrasyon çalışmalarında sivil toplumun kurumsal olarak sürece dahil edilmesi, hem şeffaflığı, hem de toplumsal güveni artırabilecek önemli gelişmeler olacaktır. Barış süreçlerinde devletler kadar sivil toplumun rolü de belirleyici olmuştur. Ancak bunun için sivil toplum kuruluşlarının hukuki güvenceye, operasyonel bağımsızlığa ve güvenlik korumasına sahip olması gerektiğini bir kez daha belirtmek isteriz.
Çerçeve yasa kritik eşik olabilir
Türkiye'de Kürt meselesinin barışçıl çözümü önemli bir dönemece girmiştir. Tüm kamuoyunun genel değerlendirmesine göre, bu sürecin yeniden ivme kazanabilmesi için kapsamlı bir çerçeve yasa kritik önem taşımakta ancak yasa çıkarmanın tek başına yeterli olmadığı da özellikle vurgulanmaktadır.
Taraflarla yeterince müzakere edilmeden, asgari toplumsal ve siyasal uzlaşma sağlanmadan hazırlanacak bir düzenleme, beklenen güveni üretmek yerine süreci daha da kırılgan hale getirebilir. Bu nedenle önemli olan yalnızca yasal düzenlemenin varlığı değil; uygulanabilirliği, taraflarca benimsenmesi ve bağımsız kurumlar tarafından denetlenebilmesidir.
Bugün Türkiye'nin önündeki temel soru artık yalnızca "Silahlar nasıl bırakılacak?" değildir. Asıl soru, silahların bırakılmasını mümkün kılacak güvenin, hukukun ve demokratik kurumların nasıl inşa edileceğidir. Kalıcı barışın anahtarı da tam burada yatmaktadır.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ