PKK militanlarının cenazeleri arazide bırakılıyor

DİYARBAKIR - Hakkari bölgesinde yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren PKK militanlarının cenazelerinin ailelerine teslim edilmemesi üzerine, 50'nin üzerinde aile İHD Diyarbakır Şubesi'ne başvuruda bulundu. İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, Türkiye'nin uluslararası sözleşmeleri ve kendi anayasasını ihlal ettiğini belirterek, cenazelerin akıbetini sordu.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde son dönemde kırsal alanda yaşamını yitiren PKK militanlarının cenazeleri ailelerine verilmiyor. Özellikle Hakkari kırsalı ile Yüksekova bölgesinde yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren PKK militanlarının cenazelerinin teslim edilmemesi üzerine aileler, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi'ne başvuruda bulundu. 50'nin üzerinde cenaze için, dernek yetkilileri aracılığıyla yapılan yazışmalardan henüz sonuç alınamadı. İHD Şube Başkanı Raci Bilici, konu hakkında değerlendirmelerde bulundu. 

 

‘Yetkililer cevap vermiyor'

Uzun süredir konunun insan hakları savunucularının gündeminde olduğunu ifade eden Bilici, geçen yıldan bu yana cenazelerin ailelerine teslim edilmemesi gibi bir sorunla karşı karşıya olduklarını hatırlattı. Birçok girişimde bulunduklarını, ancak sonuç alamadıklarını aktaran Bilici, "Ailelerin ısrarlı taleplerine rağmen maalesef hiçbir yetkili cevap vermiyor. Keyfi davranıyor. Kolluk kuvvetlerinde inanılmaz derecede keyfi davranma söz konusu. Savcılar etkin soruşturma yapmıyor. Olay yeri inceleme yapılma şansı yok. Kolluk kuvvetlerinin cenazeleri alıp savcıya teslim etmesi gerekir. Aileye verilmek zorundadır" dedi. 

'Fotoğrafları sosyal medyada paylaşılıyor ama teslim edilmiyor'

Bu uygulamayla özellikle Hakkari kırsalı ve çevresinde sık sık karşılaştıklarını belirten Bilici, son dönemlerde ailelerin derneğe başvurularının inanılmaz derecede arttığı bilgisi verdi. Cenaze sayısını net olarak bilmediklerini, ancak başvurulardan yaptıkları çıkarımlardan 50'nin üzerinde cenazenin verilmediğini veya çatışma bölgelerinde bırakıldığını ifade eden Bilici, yaşamını yitirdiği söylenen PKK militanlarının cenazelerinin morglara getirilmediğini aktardı. PKK militanlarına ait cenazelerin gerek sosyal medyada ve basın yayın kuruluşlarında, gerekse birçok kolluk kuvvetlerinin twitter hesaplarında fotoğraflarının paylaşıldığına dikkat çeken Bilici, "Bu cenazeler nerede? Siz bilgileri tespit ediyorsunuz. Kimin yaşamını yitirdiğini söylüyorsunuz. İsmiyle kod ismiyle doğum tarihiyle açıklıyorsunuz. Aile cenazesini istediği zaman vermiyorsunuz. Bizim sorunumuz burada" ifadelerini kullandı.

'Türkiye uluslararası sözleşmeleri ve anayasasını ihlal ediyor'

Türkiye'nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal ettiğini belirten Bilici, sözleşmelerin yanı sıra kendi anayasasını da ihlal ettiğini vurguladı. Bilici, "Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmeler var. Türkiye şu anda kendi anayasasını dahi ihlal ediyor. Çünkü anayasanın başlangıç bölümünde insan onurundan bahsediyor. 17’nci maddesinde işkence yasağından, 20'nci maddesinde özel hayatın korunmasından bahsediyor. Şu anda aileler işkence, eziyet çekiyor. Aileler ciddi anlamda acı içerisinde çünkü çocuğunun cenazesi o bölgededir ve teslim edilmiyor. Bir aile kendi çocuğunu kendi yakınını defnetme hakkına sahiptir ve devlet bunu engelleyemez. Devletin tam tersine imza attığı sözleşmelerden kaynaklı bunu teslim etmesi lazım" diye konuştu. 

'Bir annenin çektiği acıyı nasıl hissetmezsiniz?'

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde geçen özel hayatın korunması maddesine de dikkat çeken Bilici, devletin bunu da ihlal ettiğini söyledi. İnsancıl hukuk olarak nitelendirilen Cenevre Sözleşmesi’ne değinen Bilici, "Çatışmada yaşamını yitirenlerin usulüne uygun bir şekilde otopsilerinin yapılıp, ölüm nedenlerinin ortaya çıkarılması, kendi inançlarına uygun defnedilmesinin sağlanması mümkün olan her türlü önlemin alınması ve mezarlarına hürmet edilmesi, ibadet yerlerinin hedef alınmamasını emretmektedir. Bu insancıl hukukun bir gereğidir. Çatışmalarda, savaşlarda tarafların uyması gereken bir şeydir. Çatışmanın ve savaşın da bir hukuku vardır. Biz bunu Cenevre sözleşmelerine dayandırıyoruz" ifadelerini kullandı.

Cenazelerin teslim edilmesi noktasında geçen yıl ile bu yıl arasında inanılmaz derecede zorluklar yaşadıklarını söyleyen Bilici, DNA testi istendiğini ve bazılarının aylarca sürebildiğini aktardı. Bunun keyfi bir uygulama olduğunun altını çizen Bilici, "Kendince intikam alıyorlar, ideolojik bir yaklaşım sergiliyorlar. Bu çok yanlış bir şeydir. Siz bir annenin çektiği acıyı nasıl hissetmezsiniz. Aylarca cenazesi dağlarda bayırda kurda kuşa yem olacak hissiyatı ile bir annenin nasıl bir ıstırap içinde olduğunu niye anlamıyorsunuz?" diye sordu.

'Savcılar suç işliyor'

1990'lı yıllarda bile uygulamaların bu tarzda olmadığını ifade eden Bilici, bugün söz konusu olan uygulamada yetkililerin suç işlediğini vurguladı. Bilici, "1990'lı yıllarda şu yapılıyordu. Çatışma alanlarında askerler cenazelerin fotoğraflarını çeker, toplardı ve bir yere gömerdi. Aileye teslim etmiyor fakat topluca defnediyor. Toplu mezarlar bu ülkenin gerçeğiydi. Şu anda hükümet artık buna da gerek duymuyor. Hukukun dışına çıkılıyor, anayasa hiçe sayılıyor. Uluslararası sözleşmeleri takmayarak Cenevre sözleşmesini görmezden gelerek cenazeleri ortada bırakıyor. Yetkililer 'Savaştır, çatışmadır ben öldürdüm oradadır' diyor. Bu olmaz. Girişimler cevapsız bırakılıyor. Savcılar da buna duyarsız kalıyor. Savcılar suç işliyor. Bir yerde bir yaşam hakkı ihlali varsa uygun koşullar oluşturup kolluk kuvvetlerinin o cenazeleri getirmesi ve teslim etmesi gerekir. Bu şu anda olmuyor" diye kaydetti.

'Cenazeler, ailelere teslim edilsin'

Savaşın ve çatışmanın bile bir hukuku olduğunun altını çizen Bilici, çatışmaların bir an önce sona ermesi ve sorunun demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesini istediklerini kaydetti. Son olarak siyasal iktidara ve devlete çağrıda bulunan Bilici, şunları söyledi: "Biz çağrıda bulunuyoruz. Siyasal iktidardan, mülki idari amirlerden, yargıdan, cumhuriyet savcılarından bu insani olmayan yaklaşıma bir son verin. Bu hiçbir inançta, kültürde, gelenekte görenekte yoktur. Herkesin ailesinin geleneklerine ve örf adetlerine uygun olarak onurlu bir şekilde gömülme, defnedilme, kederlenme, matem tutma ve ölüyü anma hakkı vardır. Bunun kanunla yazılmasına gerek yoktur. İnsan inancı olan kim olursa olsun bu değerlere saygı gösterilmesi lazım. Derhal kırsalda cenazeleri olan ailelerin taleplerini dikkate alın. Etkin bir soruşturma yapılsın. Ailelere cenazeleri verilsin. Cenazesi morglarda olan, kimsesizler mezarlığında olan ailelerin ise DNA sonuçlarını çok kısa bir sürede verin. Çatışmaların bitmesi, çözümün gelişmesi ve insan haklarına dayalı onurlu bir yaşamın gelişmesi en önemli taleplerimizdir. Bundan başka bir şansımız yok. Ancak biz bu şekilde sorunlarımızı çözeriz."