25 yıl önce gözaltında kaybedilen Ahmet Çakıcı’nın akıbeti soruldu

6.10.2018

DİYARBAKIR - İHD Diyarbakır Şubesi ve Kayıp yakınları tarafından ‘Kayıplar Bulunsun Failler yargılansın’ sloganıyla gerçekleştirilen oturma eylemlerinin 504’üncüsü gerçekleştirildi. Eylemde, 1993 yılında Diyarbakır’ın Hazro ilçesinde bağlı Çitlibahçe (Helhel) köyünde asker ve korucular tarafından düzenlenen baskında gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Ahmet Çakıcı’nın akıbeti soruldu.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlenen oturma eylemlerinin 504’üncüsü, Valiliğin kayıp eylemlerini yasaklayan keyfi ve hukuk dışı kararı nedeniyle İHD Diyarbakır Şube binasında gerçekleştirildi. Şube binasında gerçekleşen ve kayıpların fotoğraflarının taşındığı eyleme HDP Diyarbakır Milletvekili Selçuk Mızraklı, İHD Bölge Temsilcisi Abdusselam İnceören, İHD Diyarbakır Şube ve yöneticileri, TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu (İKK) üyeleri, SES Diyarbakır Şubesi yönetici ve üyeleri, kayıp yakınları ve insan hakları aktivistleri katıldı. Eylemde, 8 Kasım 1993 tarihinde Diyarbakır’ın Hazro ilçesinde bağlı Çitlibahçe (Helhel) köyünde asker ve korucular tarafından düzenlenen baskında gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Ahmet Çakıcı’nın akıbeti soruldu. 

‘Hakikat, adalet ve unutmama mücadelesi kayıp yakınlarıyla dayanışarak devam edecek’

Eylemde bir konuşmada bulunan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Zeytun, Valiliğin almış olduğu keyfi ve hukuksuz yasak kararı nedeniyle eylemlerini şube binasında yaptıklarını söyleyerek “Adalet ve hakikat mücadelemizin, unutmama mücadelemizin bir simgesi, bir mücadele aracı olan eylemimizi kayıp yakınlarının yanında dayanışarak sürdürmekteyiz. Sistematik bir şekilde devletin, 90’lı yıllar başta olmak üzere kayıplar, zorla göçertmeler, köy yakmalar ve bilimum insanlığa karşı işlenmiş suçlara karşı, hakikat mücadelemiz her koşulda devam etmektedir ” diye konuştu. 

Siyasallaşan yargı karşısında inançlarının kalmadığını söyleyen Zeytun “ Ancak, ısrarla hakikat direnişimizin devamını sağlayan güç, kuşkusuz kayıp yakınlarının verdiği direniştir. Adalet direnişidir. Onlar her koşulda siyasallaşan bu yargı karşısında seslerini haykırmak ve faillerinin teşhiri, yargılanması ve kayıplarının bulunması her platformda mücadelelerini sürdürmektedirler. Bu mücadelelerinin de, ayrıca bir barış mücadelesi olduğunu ve her koşulda da sürdüreceklerini de belirtmektedirler.” diye belirtti. 

‘Öcalan üzerindeki tecrit kabul edilemez’

Bölgede ilan edilen yasak bölgeler ve askeri operasyonlara da değinen Zeytun “ Çatışmalı süreç en şiddetli yönüyle devam etmektedir. En yakın coğrafyamızda Lice, Hani başta olmak üzere uzun, kesintisiz ve hukuka aykırı sokağa çıkma yasakları ve askeri operasyonlar devam etmektedir. Kuşkusuz bizlerin barış talebi, toplumsal barışın inşasındaki rolümüz, misyonumuz hep savaşın, çatışmanın karşısında olmaktır. Bu yönüyle devam eden bu çatışmaların toplumsal barışın, birlikte yaşamın inşasına katkı sunmadığını, zedelediğini belirtmek istiyoruz. Aynı zamanda çatışmasızlığın tek bir kararla da, tek bir eylemle de sonuçlanabileceğini geçmişte de gördük. Kuşkusuz bu da Sayın Öcalan’ın üzerinde devam eden tecridin kaldırılması, barış ve diyaloğun tekrardan başlanmasıyla ancak sürdürülebilir. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit, savaşın derinleşmesi ve çatışmalı sürecin bir nevi devamıdır. İnsan hakları savunucuları ve barış savunucuları olarak her defasında söyledik, kişiye özgü tecrit kabul edilemez ve evrensel hukukun temel ilkelerine tümüyle aykırıdır” dedi. 

Zeytun ardından İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Yüksel Aslan Acer, 8 Kasım 1993 tarihinde Diyarbakır’ın Hazro ilçesinde bağlı Çitlibahçe (Helhel) köyünde asker ve korucular tarafından düzenlenen baskında gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Ahmet Çakıcı’nın hikayesini anlattı. Aslan Acer, şunları anlattı: “1956 doğumlu Ahmet Çakıcı, Diyarbakır’ın Hazro ilçesine bağlı Çitlibahçe (Helhel) köyünde ikamet ekmekteydi ve geçimini çiftçilik yaparak sağlıyordu. Evli ve 7 çocuk babasıydı. 8 Kasım 1993 tarihinde Çakıcı’nın yaşadığı köye, asker ve köy korucuları tarafından baskın düzenlenir. Ahmet Çakıcı, baskın sırasında askerler tarafından ve hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltına alınır. Daha sonra askerler köyü ateşe verip, oradan ayrılırlar. Aynı gün, Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Bağlan (Mışırf) köyüne de asker ve köy korucuları tarafından baskın düzenlenir ve baskında Mustafa Engin ile Tahsin Demirbaş adlı köylüler gözaltına alınır. Ahmet Çakıcı, gözaltına alınmadan bir hafta önce Diyarbakır il merkezine taşınmış, ancak köyde kalan eşyalarını için gittiğinden gözaltına alınmıştı. Ahmet Çakıcı, gözaltına alındıktan sonra Diyarbakır’a götürüldüğüne ve burada uzun süre tutulduğuna ve daha sonra tekrardan Hazro’ya götürüldüğüne dair tanık ifadelerinin dışında, kendisinden bir daha haber alınmadı.”

Gözaltına kaburgası kırılmış halde görüldü

“Ahmet Çakıcı’nın aynı zamanda akrabası olan Mustafa Engin, gözaltında Ahmet Çakıcı’yı gördüğü söyleyerek, gözaltı sürecine ilişkin şunları anlatır: “ 8 Kasım 1993 günü askerler tarafından köyümüz basıldı. Baskın sırasından hiçbir gerekçe göstermeden beni gözaltına alarak Lice Jandarma Komutanlığı’na götürdüler. Bir gece orada tutulduktan sonra, ifadem alındı ve Diyarbakır’a getirildim. Diyarbakır’a getirilir getirilmez sorguya alındım. Sorgu sırasında bana özellikle Ahmet Çakıcı’yı tanıyıp tanımadığım konusunda sorular soruyorlardı. Aradan 7-8 gün geçmişti. Yanımda birileri vardı. Tabii gözlerim bağlı olduğu için, bu kişilerin kimler olduğunu bilmiyordum. Bizi 2. kata götürdüler. Biraz bekledikten sonra, biri gözümdeki bandı indirerek, Kürtçe “Mustafa Dayı, gözlerini biraz aç” dedi. Gözlerimi açtığım zaman karşımda Ahmet’i gördüm. Ancak fazla konuşamadık. Sonraki gün bizi Bodrum katına indirerek, hepimize numara verdiler. 16-17 gün boyunca burada hücrelerde tutulduk. O süre boyunca, Ahmet ile aynı yerdeydik. Gözlerim bağlı olduğundan onu göremiyordum, ancak bazen konuşabiliyorduk. Ahmet, gördüğü işkencelerden dolayı bir kaburgası kırılmıştı. Sonra beni serbest bıraktılar ve bir daha görüşemedik.”

En az 6 ay gözaltında kalmış!

“1994 yılının Ocak ayında, Diyarbakır ili Lice ilçesine bağlı Zenge köyünde askerler tarafından düzenlenen baskında gözaltına alınan Hikmet Aksoy isimli köylü de, Ahmet Çakıcı’yı gördüğü söyleyerek, gözaltı sürecine ilişkin şunları anlatır: “Korucular tarafından gözaltına alındıktan sonra Hazro Jandarma Komutanlığı’na teslim edildim. 80 gün boyunca bu karakolda tutulduktan sonra, yine Hazro ilçesi Kavaklıboğaz Köyü Karakolu’na götürüldüm. Burada bir hücreye konuldum. Kaldığım hücrenin yan tarafındaki hücrede, Ahmet Çakıcı bulunuyordu. Komşu köylerde ikamet ettiğimiz için kendisini tanıyorum. Konuşma imkânımız çok az oluyordu. Bir ara fırsatını bulup konuşmaya başladık. Bana 80 gün boyunca Diyarbakır’da tutulduktan sonra Hazro Tabur Komutanlığı’na götürüldüğünü, 3 ay burada tutulduktan sonra da buraya getirildiğini söyledi.  Ben, orada tutulduğum süre boyunca yemek almaya çalıştığım zamanlarda, 3 defa Ahmet Çakıcı’yı gördüm. Orada tutulduğumun 16. gününde bir asker hücreme gelerek, beni oradan götüreceklerini söyledi. Ondan sonra Ahmet ile çok kısa bir süre konuşma fırsatımız oldu. Bana, eğer serbest bırakılırsam ailesine orada tutulduğuna dair haber vermemi ve ailesinin bu konuda yetkili mercilere başvurmalarını söylememi istedir. Daha sonra da beni, oradan alıp götürdüler.”

Gözaltına alındığı kabul edilmedi, AİHM Türkiye’yi tazminata mahkûm etti

“Ahmet Çakıcı gözaltına alındıktan sonra, ailesi tarafından OHAL Valiliği, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığı ve Hazro Tabur Komutanlığı’na başvurularda bulunuldu. Ancak yapılan tüm başvurular sonuçsuz kaldı ve Ahmet Çakıcı’nın gözaltında bulunduğuna dair “tanık ifadeleri” olmasına rağmen, gözaltına bulunduğu kabul edilmedi. Yapılan tüm başvuruların sonuçsuz kalması üzerine, ailesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuruda bulunur ve 8 Temmuz 1999 tarihinde sonuçlanan davada Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2, 3, 5 ve 13. maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm edildi.”

Yapılan açıklamaların ardından tüm kayıplar için oturma eylemi gerçekleştirildi.