10-17 İnsan Hakları Haftasına ilişkin- Ortak Açıklama

10.12.2019

 

                                                                                                                           BASINA VE KAMUOYUNA

                                                                                                                           (İnsan, haklarıyla insandır!)

 

28 Kasım 2015 tarihinde Dört Ayaklı minare önünde hunharca bir cinayet sonucu katledilen değerli hukuk ve insan hakları savunucusu, kıymetli yoldaşımız Tahir Elçi’yi ve onun şahsında insan hakları mücadelesinde yaşamını yitiren yoldaşlarımızı saygıyla ve minnetle anıyoruz. Aradan 4 yıl geçmiş olmasına rağmen dosyada tek bir fail ya da şüphelinin yer almamış olmasını, bu cinayetin faili meçhule bırakılmak istendiğinin bir işareti ve cezasızlık kültürünün en çarpıcı tezahürü olarak görüyoruz. 

Bugün BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 71. yıldönümündeyiz. Bu vesileyle uluslararası bildirgenin, insanın doğuştan kazandığı hakların dokunulmazlığını ve kutsallığını koruma altına aldığını yeniden hatırlatma ihtiyacı hissederken, taraf devletleri, başta yaşam hakkı ve işkence yasağı olmak üzere insan hakları ihlallerine karşı önleyici bir duyarlılığa sahip olmaya ve sözleşmenin yükümlülüklerini hiçbir istisnai duruma mahal vermeden yerine getirmeye davet ediyoruz.

Değerli Basın Emekçileri,

Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının ağır tehditlere maruz bırakıldığı zor bir dönemden geçiyoruz. Toplumsal hayatımızın temel ve vazgeçilmez haklarından olan ifade ve örgütlenme özgürlüğü, iktidarın otoriter politikaları ve siyasi vesayet altına girmiş yargının kararlarıyla adeta yok edilmeye çalışılmaktadır. Kendisi gibi düşünmeyen hemen her toplumsal kesimi baskı altına alan siyasi iktidar, çok renkli olan toplumumuzu birbirine karşıt iki kutup halinde oturtma ve böylece idareyi kolaylaştırma politikası gütmekte, bir grubun temel insani haklarını ihlal ederken diğerlerinin haksızlığa karşı çıkmasının önünü almakta ve toplumsal hayatı otoriter politikalarla yapılandırarak bunu yaygın ve sistematik bir hale dönüştürmektedir. 

Türkiye’de yargı organlarının siyasi söylemlerin etkisinde kaldığı ve tarafsızlığını yitirdiği fikrinin giderek pekiştiği bir ortamda, haksız gözaltı ve tutuklamalar artarak devam etmektedir. Özellikle sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek “yasa dışı örgüt üyeliği” , “yasa dışı örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” , “yasa dışı örgüt propagandası yapmak” gibi keyfi ve muğlak suçlamalarla gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamaların, kişi güvenliği ve özgürlüğünün açık bir ihlali olduğunu belirtmek isteriz. Bununla birlikte uzun tutukluluk hali ve maddi-manevi cezalar, siyasi iktidar karşısında muhalefet gösteren toplumsal ve bireysel kimlikleri ortadan kaldırmayı amaçlayan bir cezalandırma aracına dönüşmektedir. Tek sesliliğin ve tek tipleştirmenin tezahürü olarak karşımıza çıkan iktidar politikaları, toplumsal hayatta yarattığı onarılması güç yıkımlarla kendini çok net bir şekilde göstermektedir.

Türkiye’de 2019 yılında da yaşam hakkı ve işkence yasağı başta olmak üzere kategorik başlıklar altında sıralayabileceğimiz, sistematik ve yaygın insan hakları ihlalleri devam etmiştir. Türkiye İnsan Hakları Vakfı'na (TİHV) 2019 yılının ilk 11 ayında işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 840 kişi başvurmuştur. Başvuranların 422‘si aynı yıl içinde işkence ve kötü muamele gördüklerini belirtmişlerdir. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre ise 2019 yılının ilk 11 ayında gözaltında ve gözaltı dışındaki yerlerde işkence ve diğer kötü muameleye uğradığını iddia eden kişi sayısı 830’dur. 

Toplanma ve gösteri hakkına yönelik müdahaleler, haksız gözaltı ve tutuklamalar, askeri operasyonlar nedeniyle meydana gelen ihlaller, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, kadına ve çocuklara yönelik şiddet, ekonomik ve sosyal haklardaki kayıplar mevcut durumda artış göstererek devam eden hak ihlalleridir.

Toplanma, gösteri ve yürüyüş hakkı, Valilikler ve Kaymakamlıklar tarafından alınan yasaklama kararlarıyla kısıtlanmaktadır. Bölgemizin pek çok kentinde açık hava toplantıları, demokratik gösteri, yürüyüş ve etkinlikler, ‘güvenlik’ gerekçe gösterilerek süresiz veya her ay yenilenerek yasaklanmaktadır. Bu yasaklamalar sonrasında, gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan yurttaşlara güvenlik güçleri tarafından müdahalelerde bulunulmakta, bu müdahaleler sırasında yurttaşlar yaralanmakta ve kötü muameleye maruz kalarak gözaltına alınmaktadır. Gözaltı merkezlerinde, gözaltına alırken veya gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü muamele, yasadışı sorgu ile ajanlaştırma dayatmasının yaygın ve sistematik bir biçimde varlık gösterdiğine verilerimizle şahit olmaktayız. Kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenen operasyonlar sırasında gerçekleşen ev baskınlarında, maalesef yurttaşlar kötü muameleye maruz kalmakta, darp edilmekte ve keyfi biçimde kişisel eşyalarına zarar verilmektedir.

Değerli Basın Emekçileri;

İşkencenin yaygın ve sistematik hak ihlalleri ile gündeme geldiği bir başka yer ise, cezaevleridir. Sürgünler, sağlık hakkı, işkence ve kötü muamele, disiplin soruşturmaları, tecrit etme, haberleşme, iletişim hakları gibi konularda, mahpusların hakları ihlal edilmektedir. Hapishanelerdeki mahpusların mektup aracılığıyla ve yakınları aracılığıyla insan hakları örgütlerine yaptıkları başvurularda, sevkler sırasında çıplak arama ve fiziki işkence, tek kişilik hücrelerde tecrit etme, kelepçeli tedavi, hastane ve revire çıkarılmama gibi yaşanan mağduriyetleri ifade etmişlerdir. Hapishanelerde yüzlerce hasta mahpus bulunmakta, kimilerinin ağır hastalıklarına rağmen tedaviye erişim ve tahliye talepleri görmezden gelinmektedir. Tek başına yaşamını idame edemeyen hasta mahpusların durumuna karşı ilgililerin yaşadığı kayıtsızlık, hasta mahpusların yaşamını yitirmesiyle ağır yaşam hakkı ihlallerinin meydana gelmesine yol açmaktadır. Geçtiğimiz günlerde 65 yaşında Emine Aslan Aydoğan’ın hayatını kaybetmesi bu kayıtsızlığın en acı örneklerinden biridir. Hapishanelerle ilgili bir diğer önemli konu ise, çeşitli vesilelerle vücut bulan mahpuslara yönelik ağırlaştırılmış tecrit uygulamalarıdır. Cezaevlerinde tecrit temel bir insan hakları ihlalidir.

2016 yılından bu yana DBP’li belediyelere yönelik başlayan görevden alma ve kayyım atamaları, seçme ve seçilme hakkının ihlaline yol açarken, aynı uygulamaların 31 Mart 2019 tarihinde HDP’li belediyelere yönelik kendini tekrar etmesi, yerel yönetimlerde kayyım uygulamalarının kalıcı ve sistematik bir politikaya dönüştüğünün açık bir göstergesidir. 2019 yılında gerçekleşen yerel seçimlerde 3’ü büyükşehir olmak üzere 8 il 56 ilçe ve belde belediyesini kazanan HDP’ye yönelik, henüz seçim öncesinde İçişleri Bakanlığı ve hükümet yetkilileri tarafından kayyım tehdidi yapılmış, seçim sonrasında ise 6 belediye eş başkanlarının KHK’lı oldukları gerekçesiyle mazbataları verilmemiştir. Yine seçimlerden sonra bugüne değin 27 belediye eş başkanı haklarındaki soruşturmalar gerekçe gösterilerek görevden alınmış ve yerlerinde kayyım atanmıştır. Görevden alınan belediye eş başkanlarının çoğunluğu ise, kayyum atamasına gerekçe oluşturmak maksadıyla haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanmıştır.

2019 yılında Kadınlara ve Çocuklara yönelik şiddet ve cinayetler de, artarak devam etmiştir. 2019 yılının ilk 11 ayında en az 305 kadın erkek şiddeti nedeniyle hayatını kaybetti. Aynı dönemde en az 556 kadın ise erkek şiddetine maruz kaldı. Resmi rakamlar ise şiddete uğrayan kadın sayısının on binlerle ifade edildiğini, şiddet sonucu yaşamını yitiren kadın sayısının ise daha yüksek olduğunu göstermektedir. 
Toplumsal yaşamımızda, kadınların sözüne, yaşam biçimine tahakküm kurmanın bir tezahürü olarak karşımıza çıkan erkek şiddeti ve adeta şiddeti cezasızlıkla ödüllendiren yargı kararları, Türkiye’de cinsiyet eşitsizliği sorununu daha da derinleştirmektedir. Çocuklar ise her geçen gün daha fazla istismara maruz kalmakta, Çatışmalı ortamların varlık gösterdiği bölgelerde, çocukların yaralanmalarına ve yaşamlarını yitirmektedir. Bölgemizde, Zırhlı askeri araçların çarpması sonucu ve askeri mühimmat ve savaş atıklarının yol açtığı çocuk ölümleri ve yaralanmalardaki artış durumun vahametini göstermektedir.

Yaşama, barınma, beslenme, çalışma ve sağlık hakkı en temel insan hakkıdır. Temel insan haklarının yok sayıldığı bir ortamda nitelikli sağlık hizmeti ve halk sağlığından söz etmek de mümkün olmamaktadır. Barış, demokrasi ve temel insan haklarının var olmadığı bir ortamda sağlık hakkından ve sağlıklı olmaktan da söz edilmemektedir.

Türkiye’de insan hakları ve demokratik değerlerin ihlal edilmesinin en önemli nedenlerinden biri Kürt meselesidir. Siyasi iktidarın Kürt meselesine yönelik müzakere ve çatışma çözümü yöntemini kullanmak yerine kayyum atamaları ile siyasetçilere yönelik keyfi ve muğlak tutuklama ve yargılamalar ile iç siyasetine yön verdiği, Suriye’nin kuzeyine yönelik sürdürdüğü politika ile dış siyasetine yön vermek gayesiyle hareket ettiğini göstermektedir. Kürt meselesinin çözümü şiddetle değil, haklar bakımından eşitliği içeren bir sivil demokratikleşme yaklaşımı ile mümkündür.

Değerli Basın Emekçileri;

Sizlerle paylaştığımız ve açıklamaya çalıştığımız ihlaller basın açıklamasına sığdırılamayacak kadar geniş bir yelpazede cereyan etmektedir ve son derece ciddidir. Çünkü ihlaller yaygın ve sistematik bir hal almış durumdadır ve önlemeye yönelik siyasi bir irade görülmemektedir. Sonuç olarak;

•    Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi sorununda en önemli konu Kürt sorunudur. Bu nedenle çatışma ve şiddet ortamının bir an önce son bulmasını, kalıcı bir çatışmasızlık halinin ve çözüm sürecinin yeniden müzakere edilmesini umuyoruz.
•    HDP’li belediyeler yönelik kayyım atamaları, seçmen iradesine yönelik bir müdahale olup anti-demokratiktir ve hukuk dışı bir uygulamadır. Kayyım uygulamalarından derhal vazgeçilmeli ve görevden alınan tüm belediye başkanları ile meclis üyeleri görevlerine iade edilmelidir. 
•    Devlet, kadına karşı şiddeti ve cinayetleri önlemek için her türlü tedbiri almalıdır. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin toplumun tüm kesimlerine yaygınlaştırmak için politikalar üretmelidir. Kadına karşı şiddet uygulayan failler hakkında etkili cezalandırma yoluna gidilmeli ve cezasızlık politikalarından vazgeçilmedir. 
•    Çocuk hakları güvence altına alınmalı, çocuğun üstün yararını gözeten ve çocuk cinsel istismarına karşı politikalar üretilmeli, uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler yerine getirilmelidir. 
•    Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve anayasaya göre, işkencenin mutlak olarak yasaklandığını buradan bir kez daha hatırlatmak isteriz! İnsanlık dışı yöntemlere derhal son verilmeli, bu yöntemlere başvuranlar görevlerinden alınmalı ve yargı karşısına çıkarılarak cezalandırılmalıdır. 
•    Bizler insan hakları savunucuları olarak, hayatımızdaki ihlallerin insan eliyle gerçekleştirdiğinden dolayı önlenebilir olduğuna inanıyoruz. Her koşul altında dil, din, ırk, milliyet, cinsiyet, etnik ve kültürel farklılık ayrımı yapmadan, yaşam hakkının kutsal olduğu vurgusunda bulunuyor ve özgürlüklerle dolu, onurlu bir yaşam temenni ediyoruz.

DİYARBAKIR BAROSU
DİYARBAKIR TABİP ODASI
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ DİYARBAKIR ŞUBESİ
HAK İNİSİYATİFİ DERNEĞİ DİYARBAKIR TEMSİLCİLİĞİ
TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI DİYARBAKIR TEMSİLCİLİĞİ