Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü-Değerlendirme Raporu

24.11.2021

25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele günü”. Dominik Cumhuriyetinde Mirabel Kardeşlerin katledildiği gün olan 25 Kasım, 1981 yılından bu yana tüm dünyada “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. İHD’li kadınlar olarak, tüm ezilenlerin ve kadının özgürlüğü için mücadele ederken yaşamını yitirmiş olan tüm kadınların önünde saygıyla eğiliyoruz.

25 Kasım vesilesiyle her yıl düzenli olarak açıkladığımız 10 aylık (Ocak-Ekim) 2021 yılı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi kadına yönelik şiddet bilançolarını ve bölgede yaşanan kadına yönelik şiddet olaylarının ve politikalarının değerlendirmesini sizlerle paylaşacağız. 

Kadına karşı düşmanlık, tarih boyunca devam etmiş ve son yıllarda artarak devam etmektedir. Kadınların ezilmişliğinin, şiddete maruz bırakılmasının tarihçesi oldukça eskilere dayanmaktadır. Ancak biliyoruz ki bu bir kader değildir. Kadınların mücadelesinin tarihi de yeni değildir. Ne yazık ki tüm coğrafyalarda kadına yönelik şiddet devam ederken savaşın coğrafyası olan Ortadoğu’da kadınlar ve çocuklar; savaşların en çok ezileni ve acı çekeni olmak durumunda kalmaya devam etmektedirler. Taliban’ın Afganistan’da neredeyse tüm kentlerde kontrolü ele geçirmesiyle birlikte Afganistan’da kadın mücadelesiyle son 20 yılda kazanılan haklar teker teker kaybedilme riskiyle karşı karşıya kalmış. Kadınlar, Taliban'ın mutlak şeriat yasalarını esas almasından dolayı günlük hayatın her alanında acımasız cezaların tehdidi altında kalmıştır.  Tüm dünyada basın ve sosyal medya yoluyla Aktivistler, siyasetçiler tarafından yapılan çağrılar bu vahim durumu gözler önüne sermektedir. 

Savaş ve kaos ortamında Suriye’de yaşanan savaşta da tecrübe edildiği üzere Kadınlar, LGBTİ+’lar ve çocuklar ayrımcılığa maruz bırakılmakta, kaçırılma, cinsel istismar, fuhuşa zorlanma veya işkence gibi birçok suçun mağduru olmaktadırlar. Yine savaş sebebiyle göçmek zorunda bırakılan, farklı ülkelerde mülteci statüsünde bulunan birçok kadın ve çocuk ırkçı ayrımcı saldırılara maruz kalmaktadır. Sadece diğer ülkelerde değil Türkiye’de de benzer birçok politika yürütülmektedir. Özellikle Hakkâri, Şırnak, Dersim gibi kolluk kuvvetlerinin sayıca fazla olduğu bölge illerinde yürütülen, kamuoyuna yansıyan ve kamu otoritelerinin de çoğu zaman sessiz kaldığı, etkin idari ve yargısal soruşturmalar yürütmediği durumlar neticesinde fuhuş zorlanma, madde bağımlılığı, kadınlara yönelik birçok hak ihlali de yaygınlaşmaktadır. 

Bununla birlikte özellikle kolluk kuvvetlerinin dahil olduğu suçlar cezasızlık zırhıyla taçlandırılmaktadır. Özellikle doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde kolluk kuvvetlerinin faili olduğu olaylarda herhangi bir cezai müeyyidenin uygulanmaması faili cesaretlendirmektedir. Uygulanan cezasızlık politikası kolluk kuvvetlerinin artık alenen suç işlenmesi gerçeğini karşımıza çıkararak cezasızlık politikasının en acı sonucunu yaşatmaktadır. 90’lı yıllarda başlayan Musa’lar 20’li yıllarda Musa Orhanlar’la sürdürülmektedir. Bilançoda da görüldüğü üzere toplumsal alanda gerçekleşen şiddet sonucu yaralanmaların çoğu cinsel şiddet, taciz ve tecavüz sonucu gerçekleşmiştir. Kadına yönelik şiddetle mücadele eden kadın hak savunucularının yargısal tacize (gözaltı, tutuklama vb.) maruz bırakılmaları kadın mücadelesini engellemeye yöneliktir.

Bilindiği üzere 2020 yılının Mart ayında Covid-19 salgını ile birlikte aile içi kadına yönelik şiddetin tırmandığı bir dönem yaşanmıştır. Evde kalma sürelerinin artması ve bu süreçte İnfaz Yasasında yapılan değişiklikler sonucu şiddet uygulayan erkeklerin serbest kalması ile birlikte Kadınların şiddete maruz kalma oranları da artmıştır. Yine Covid-19 salgını gerekçesiyle kadın sığınma evlerinin işlevsizleştirilmesi ve şiddet mağduru kadınların başvuracağı, sığınacağı bir alanın bırakılmaması da ev içi şiddet vakalarının artışına sebep olmuştur.  

Artan kadın cinayetlerine yoğunlaşması gerekirken, kadını bir nevi şiddete karşı güvence altına alan İstanbul Sözleşmesinden çekilme durumu kabul edilebilir bir durum değildir. 2014 yılından bu yana pratikte uygulama sorunları yaşansa da İstanbul sözleşmesi kadınlar için hep bir umut yarattı. Kadın hareketi güç kazındı ve kadınlar taleplerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Eril iktidar bundan sebeple olsa gerek ‘kutsal aile’ ‘makbul Kadınlık’ ‘sözde namus’ üzerine tartışmalar başlattı. Ve nitekim tek bir kişinin imzası ile kadınların varlığı hedef alınarak, kadınların emek ve mücadelesi yok sayılarak 19 Mart 2021 günü sözleşmeyi feshetti. İstanbul Sözleşmesinin feshedildiği 19 Mart 2021 tarihinden sonra Doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde aile içi şiddet sonucu 10 kadın, toplumsal alanda uğradığı şiddet sonucu ise 6 kadın yaşamını yitirmiştir. Yine İstanbul sözleşmesinin feshedilmesi sonrası birçok kadın kuşkulu bir şekilde yaşamını yitirmiştir. Onlarca kadın ise yaralanmıştır. Bu göstermektedir ki İstanbul sözleşmesinin kaldırılması kadını daha fazla hedef haline getirmiş, erkeğe ise kadına karşı ne yaparsa yapsın sonucun cezasızlık olacağını düşündüren bir güç vermiştir. Nitekim kadına yönelik şiddet sonucu açılan davaların hemen hepsinde İstanbul sözleşmesinin görmezden gelinerek verilen beraat kararları, adli para cezaları, hükmün açıklanmasının geri bırakılması vs gibi göstermelik hükümler şiddet yanlısı erkeğin şiddet uygulasa dahi ceza almayacağı yönündeki düşüncesini destekler niteliktedir. 

Manipüle edilerek tekçi bir zihniyetle kaldırılan İstanbul sözleşmesine bakacak olursak kaldırılması yerine etkin bir şekilde uygulansaydı kaç kadını yaşamdan kopartmayacağını göreceğiz. Devletin İstanbul sözleşmesine imzacı olduğu halde görmezden geldiği ve uygulamadığı birçok maddesi devlete yükümlülükler yüklenmiştir. 

Buna göre; 

1) Taraflar kadınlara karşı herhangi bir şiddet eylemine girişmekten imtina edecek ve devlet yetkililerinin, görevlilerinin, organlarının, kurumlarının ve Devlet adına hareket eden diğer aktörlerin bu yükümlülüğe uygun bir biçimde hareket etmelerini temin edeceklerdir. 
2) Taraflar, devlet dışı aktörlerce gerçekleştirilen ve bu Sözleşmenin kapsamı dâhilinde ki şiddet eylemlerinin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması ve bu eylemler nedeniyle tazminat verilmesi konusunda azami dikkat ve özenin sarf edilmesi için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır. Diyordu!

Tüm bu sosyolojik olgular ile birlikte ekonomik yetmezlikler de ayrıca bölgemizde intihar vakalarını artırmaktadır. Son 10 aylık dönemde tespit edebildiğimiz kadarıyla 19 kadın intihar ederek yaşamını yitirmiş, 7 kadın ise intihar teşebbüsünde bulunmuştur. Yine aile içi ve toplumsal alanda gerçekleşen erkek şiddeti sonucu, doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde 30 kadın katledilmiş, 37 kadın ise şüpheli bir biçimde ölü olarak bulunmuştur. 

Hatırlatmak isteriz ki;  Devlet kadına karşı şiddeti önlemek için her türlü tedbiri almak zorundadır. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin toplumun tüm kesimlerine yaygınlaştırmak için politikalar üretmelidir. Cinsiyete dayalı ayrımcılığı ortadan kaldırmalıdır. Kadına karşı şiddet uygulayan failler hakkında etkili cezalandırma yoluna gidilmeli ve cezasızlık politikalarından vazgeçilmedir. 

İHD’li kadınlar olarak, kadına karşı şiddetle mücadeleye tüm gücümüzle devam edeceğiz.
Son olarak İstanbul sözleşmesi bizimdir! Vazgeçmeyeceğiz!

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ (İHD) 
DİYARBAKIR ŞUBESİ
KADIN KOMİSYONU