BASINA VE KAMUOYUNA - 2017 Yılı İlk 3ay Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi İnsan Haklari İhlalleri Raporu'na ilişkin basın metni

05.05.2017

Değerli Basın Mensupları,

İnsan Hakları Derneği Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2017 Yılı İlk 3 ay İnsan Hakları İhlalleri Raporunu açıklamak üzere bir aradayız.

 

18 maddelik anayasa değişikliğini içeren halk oylaması, gerisinde seçim usulsüzlüklerine dair iddiaları da bırakarak tamamlanmış bulunmaktadır. Referandum sürecinde; kampanyalarda kamu kaynaklarının kullanımı ile ilgili eşitsizlikler ve OHAL uygulamalarının yarattığı olumsuzluklar, referandum sonuçlarına doğrudan etkide bulunmuş, bu durum da seçimlerin hakkaniyet ve güvenirliliğine şüphe düşürmüştür. Referandumda “HAYIR” oyu yönünde kampanya yürütenlerle ilgili olarak, demokratik ifade ve gösteri hürriyetinin kullanımı, kampanya yürütücü ve çalışanlarına yönelik haksız gözaltı ve tutuklamalar gibi konularda, raporumuza da yansıdığı üzere çok sayıda hak ihlali gerçekleşmiştir. YSK tarafından, seçim günü “mühürsüz pusula ve zarfların, dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça geçerli sayılacaktır” kararının Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’u açık bir şekilde ihlal etmesi bir yana, bu hususta yapılan itirazlara geçerli izahatta bulunulamaması ve itirazların oy çokluğuyla reddedilmesi, seçim güvenliğinin sağlanamadığı ve taraflı davranıldığı şüphelerine yol açmıştır. Yine bu durum, seçim oy oranlarını tartışmalı hale getirmiştir.

 

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bu ülkede sivil, çoğulcu ve demokratik bir anayasanın yapılmasını, kaçınılmaz ve ivedi olarak görüyoruz. Siyasetin toplum yaşamına pozitif yön verme sorumluluğunu kazanması gereken böyle bir süreçte, anayasal değişim ve yeniden yapılandırma ile ilgili konularda toplumsal bir mutabakatın sağlanması bir zorunluluktur. Bu nedenle anayasa yapım sürecine doğrudan etki edecek olan halkın ve sivil toplum örgütlerinin, yürütülecek tartışmalarda ve karar alma süreçlerinde katılımı esas alınmalıdır.

 

Değerli Basın Emekçileri;

Türkiye’de çatışma ve şiddet ortamı hız kesmeden varlık göstermeye devam ederken, hayatımızdan varlığını hiç eksiltmeyen insan hakları ihlalleri de, çatışmalı ortamdan kaynaklı yaşamın her alanında, yaygın ve sistematik bir halde artış göstererek sürüyor. Çatışmaların başladığı 2015 yılının temmuz ayından bu yana, yani yaklaşık 2 yılda binlerce insan yaşamını yitirdi. Diyalog dışı çözüm yöntemlerinde ısrar, geride toplumsal yaşamını derinden etkileyen ve yaşamını yitiren insanların istatistiklere eklendiği korkunç ve acı bir savaş tablosu bırakıyor. Her şart altında yaşam hakkının kutsallığına inanan biz insan hakları savunucuları, bu vesileyle buradan bir kez daha, sorunun demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesi çağrısında bulunuyoruz. Militarist yöntemlerin aksine siyasal ve sivil çözüm olanaklarını kullanmak suretiyle, çatışmasızlık ve barış ortamına geri dönüşün yolu açılsın. Çünkü her zaman ve özellikle şu içinde bulunduğumuz zamanda, toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey BARIŞ’tır.

 

Yine bildiğiniz gibi Türkiye, 9 ayı aşkın bir zamandır OHAL kanunları ile yönetilmektedir. Referandumdan hemen sonra OHAL, 3 ay daha uzatıldı. Bir otoriter yönetim biçimi olan OHAL, ilan edildiği günden bu yana pek çok kategorik konularda insan hakları ihlallerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle yayınlanan KHK’lerle düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, ekonomik ve sosyal haklar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği bakımdan mağduriyet oluşturan ihlaller ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, demokratik ilerlemenin sağlanamamasına ve özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açan OHAL, bir an önce Türkiye’nin gündeminden çıkarılmalı, uygulamaların oluşturduğu mağduriyetler ise ivedi olarak giderilmelidir.

 

Değerli Basın Mensupları;

Bölgemizde de insan hakları ihlalleri 2017 yılının ilk 3 ayında, izah edildiği üzere Türkiye’deki genel durumdan kaynaklı olarak artış göstererek devam etmiştir. Sivil yargısız infazlar, işkence ve kötü muamele, toplanma ve gösteri hakkına yönelik yasaklar ve müdahaleler, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kadına ve çocuklara yönelik şiddet, ekonomik ve sosyal haklardaki kayıplar gibi pek çok değişik ve kategorik konularda ihlaller açığa çıkmıştır.

 

Birazdan istatistik bilgilerini sizlerle paylaşacağımız ihlaller arasında öne çıkan önemli bir başlık, hapishanelerde hak kısıtlaması ve kötü muameledir. OHAL ilanı ve uygulama süreciyle paralellik gösteren hapishane ihlalleri, sürgünler, sağlık hakkı, işkence ve kötü muamele, disiplin soruşturmaları, tecrit etme, haberleşme, iletişim ve aile görüşü haklarının kısıtlanması gibi konularda açığa çıkmıştır. Hapishanelerden mektup aracılığı ile bizlere hukuki yardım ve duyarlılık çağrısı talebiyle başvuruda bulunan mahpuslar, sevkler sırasında çıplak arama ve fiziki işkence, kelepçeli tedavi, hastane ve revire çıkarılmama, kamera ile gözetilme, teşhir niteliği taşıyan yaka kartı takmaya zorlama, infaz koruma memurlarının tehditlerine maruz kalma gibi konularda yaşadıklarını mağduriyetleri ifade etmişlerdir. Özellikle sağlık hakkı ihlallerinin hala devam ettiğini, derneğimizin tespit ettiği verilere göre 323’ü ağır olmak üzere en az 905 hasta mahpusun cezaevlerinde adeta kaderine terk edilmiş durumda olduğunu ifade etmek istiyoruz.

 

Bir diğer öne çıkan ihlal ise, haksız gözaltı ve tutuklamalardır. 2017 yılının ilk 3 ayında bölge kentlerinde, gözaltına alınan ve tutuklanan yurttaşların sayısında artış görülmektedir. Gece yarısı veya sabahın bir köründe, çoğunluğu sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek ve “yasa dışı örgüt üyeliği” “yasa dışı örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” “yasa dışı örgüt propagandası yapmak” gibi suçlamalarla gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklanmaların, kişi güvenliği ve özgürlüğünün açık bir ihlali olduğunu, çatışmaya dayalı siyasal iktidar politikalarından bağımsız olmadığını ve bütününe bakıldığında da bir siyasi operasyon niteliği taşıdığını belirtmek istiyoruz.

 

Gözaltında veya gözaltı yerleri dışında, işkence ve kötü muamele vakalarında artış meydana geldiği görülmektedir. Yurttaşların fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kalması kabul edilebilir bir durum olmamakla birlikte, anayasada ve yine Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre, işkencenin mutlak olarak yasaklandığını buradan bir kez daha hatırlatmak istiyoruz! Bu insanlık dışı yöntemlere derhal son verilmeli, bu yöntemlere başvuranlar görevlerinden alınmalı ve yargı karşısına çıkarılarak cezalandırılmalıdır.

 

OHAL uygulamaları ve çatışmalı ortam nedeniyle bir başka hak ihlaline yol açan konu ise, özel güvenlik bölgeleri ve sokağa çıkma yasakları ilanları oldu. Kırsal yerleşim bölgelerini de kapsamına alan yüzlerce bölge askeri operasyonlar yapılacağı gerekçesiyle özel güvenlik bölgeleri ilan edilmiş, yine pek çok kez sokağa çıkma yasakları ilan edilmiştir. Yasakların ilan edildiği kırsal yerleşim alanlarında yaşayan yurttaşlar, doğal ve rutin hayat akışını sürdürememekte ve mağduriyetler yaşamaktadır.

 

İfade ve örgütlenme hürriyeti de, Valilikler ve Kaymakamlıklarca alınan yasaklama kararlarıyla kısıtlanmış bulunmaktadır. Açık hava toplantıları, demokratik gösteri, yürüyüş ve etkinlikler, ‘güvenlik’ gerekçe gösterilerek yasaklanmaktadır. Referandum kampanya çalışmalarına da yansıyan ve hak ihlaline neden olan yasaklamalar, kolluk kuvvetlerinin sert müdahaleleri ile ileri bir boyuta taşınmakta ve mağduriyetlere yol açmaktadır. Yine HDP Eş Genel Başkanlarının da aralarında bulunduğu 11 milletvekillinin, sadece yapmış oldukları konuşmalar nedeniyle haksız bir biçimde halen hapishanelerde tutulduğunu, haklarından onlarca yıla varan hapis cezası istemiyle davalar açıldığını hatırlatmak istiyoruz.

 

Basına yönelik ağır baskılar halen devam etmektedir. Bu gün 158 gazeteci ve medya çalışanın cezaevinde bulunduğu ve 200’ü aşkın gazetecinin yargılandığı Türkiye’de, siyasi iktidar mensuplarının “terörist”likle itham etmekten çekinmediği gazetecilerin, haber üretmelerine yönelik engelleyici tutumlar hala devam etmektedir. Gözaltı, tutuklama ve medya organlarının kapatılması gibi baskılar nedeniyle, binlerce gazeteci işsiz bırakılmıştır.

 

OHAL kapsamında yayınlanan KHK’lerle, pek çok toplumsal kesim ağır hak ihlallerine ve mağduriyetlere maruz bırakılmıştır. Kamu çalışanları ve akademisyenler, somut hiçbir delil bulunmamasına rağmen önceden ve herhangi bir soruşturmaya tabi olmadan “terör faaliyetlerine destek olmak”la suçlanarak ya açığa alınmış ya da ihraç edilmiştir. Hukuki yolları kullanarak hak arama çabaları ise, hukuki/bürokratik engellemelerle karşı karşıya bırakılmıştır.

 

Referandum seçim sonuçlarının tartışmalı olduğu bir zamanda, DBP belediyeli başkanları ve meclis üyeleri görevlerinden alınmaya, tutuklanmaya ve yerlerine kayyım atanmaya devam edilmektedir. 86 DBP’li belediyenin kayyımlarla yönetildiğini hatırlatarak, her fırsatta sandığı işaret eden siyasi iradenin, seçilmiş iradeye bu müdahalesinin anti-demokratik ve hukuksuz olduğunu belirtmek istiyoruz.

 

Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, maalesef 2017 yılında da artış göstererek devam etmiştir. Kadına yönelik şiddet, ister aile içi olsun, ister sokakta, ister gözaltında olsun; politiktir. Bu sorun ancak ve ancak yeterli tedbirleri içeren ve cinsiyet eşitliğini savunan gelişmiş sosyal politikaların oluşturulmasıyla birlikte erkek egemen zihniyetiyle etkin mücadele edilerek aşılabilir.

 

Toplumsal yaşamımızın geleceği olarak gördüğümüz çocuklarımızın karşılaştığı hak ihlalleri, maalesef artarak devam ediyor. Şiddet sonucu katledilen çocukların yanı sıra, çatışmalı ortamların varlık gösterdiği bölgelerde sahipsiz bırakılan patlayıcılar sonucu da, çocukların yaralanmalarına ve yaşamlarını yitirişine tanıklık ediyoruz. Raporumuzda, çocuklara yönelik artış gösteren cinsel istismar vakalarında ki artış dikkat çekerken, çocukların haklarını güvence altına alan koruyucu yasaların yetersizliği ve uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediği görülmektedir.

 

Değerli Basın Mensupları,

Bu temelde, ağır insan hakları ihlallerine yol açan OHAL’in bir an önce kaldırılması talebinde bulunuyor, çatışmalı ortamın bir an önce son bulmasını, kalıcı bir çatışmasızlık halinin ve çözüm sürecinin yeniden müzakere edilmesi umuyoruz. Her koşul altında dil, din, ırk, milliyet, cinsiyet, etnik ve kültürel farklılık ayrımı yapmadan, yaşam hakkının kutsal olduğu vurgusunda bulunuyor ve özgürlüklerle dolu, onurlu bir yaşam temenni ediyoruz.

 

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ

     DİYARBAKIR ŞUBESİ